CTRL+A Mucizesi
İşte size mucize

CTRL+A Ya Basın Ve Gorun 
Türkiye’nin En Güncel Web Sitesi
İşte size mucize

CTRL+A Ya Basın Ve Gorun 
* Neden ögrenciler ilkögretimin besinci sinifina kadar
ögretmene “ögretmenim” diye seslenirken altıncı
sinifta bir anda “hocam” diye seslenmeye baslarlar?
* Televizyona çikan insanlar neden kendilerini
Türkiye’deki bütün insanlarin izledigini sanirlar?
Örn: Su anda 70 milyon kisi bizi izliyor…
* Bulmacalarda boru sesinin karsiligi neden hep
“ti”dir? Bulmacalari hazirlayan arkadaslar hiç “ti”
diye ses çikaran boru görmüsler midir?
* Neden bozulan otobüsün yolculari bizim otobüsümüze
aktarildiginda onlara mültecilermis gibi bakariz?
******************
* Neden her gördügümüz haritada hemen Türkiye’yi
bulmaya çalisiriz? Millet olarak dünyada kaybolma
kompleksimiz mi vardir?
******************
* Neden insanlar birbirlerine sarilinca saga-sola sallanirlar?
******************
* Neden sinavlarda “4 yanlis bir dogruyu götürür”
seklinde bir uygulama ile ögrenciler cezalandirilirlarda;
“4 dogru bil, bir dogru da bizden” seklinde bir
kampanya baslatilip zekaya ve riske girme cesaretine ödül verilmez?
******************
* Neden insanlar kapali bir alandan yagmur yagan alana
çikinca kafalarini egerler? Yagmura duyulan saygidan
midir yoksa ondan tirstigimiz için midir?
******************
* Neden dükkanini kapatip giden esnaf, kapiya “10
dakika sonra dönücem” yazar, ne zaman gittigini nasil anlarız
*******************
* Neden gözlerinden öperim denir? Insan vücudunda
öpülecek daha uygunsuz bir yer var midir? Kimse
kimseyi gözünden öpmüs müdür?
*******************
* Dügünlerde neden “Dom Dom Kursunu” ile göbek
atilmaktadir. “Bir avci vurdu beni, bin avci beni
yedi” gibi sözler esliginde kendinden geçen baska milletler var midir?
********************
* Neden bazi kizlarimiz sirin bir hayvancagiz
gördüklerinde “inanmiyorum!” derler, inanilmayacak olan nedir?
********************
* Cumartesi ve Pazartesi’nin neden kendi isimleri yoktur?
********************
* Dolmuslardaki fiyat tarifesinde “en kisa mesafe”
neden “indi-bindi” olarak tabir edilir? Önce inilip
sonra mi binilir? Bir terslik yok mudur?
*********************
* Bir programi kurarken neden “kabul ediyorum” ya da
“kabul etmiyorum” seçenekleri vardir? O kadar parayi
bayilip bir bilgisayar programi satin aldiktan sonra
“kabul etmiyorum” seçenegini isaretleyen bir takim saf
kisiler mevcut mudur?
*********************
* Ipana 7 reklamindaki kiza “Ne zamandan beri Ipana 7
kullaniyorsun?” diye soran doktor, Ipana 7′nin yeni
bir ürün oldugunu ve reklamdan sadece bir kaç gün önce
piyasaya çiktigini bilmemekte midir?
**********************
* Neden futbol takimi olan Ajax”Ayaks” diye okunur da
temizlik ürünü Ajax “Ajaks” diye okunur?
**********************
* Neden ilanlarda “doktordan temiz araba” diye
yazilir? Hipokrat yemininde”arabami temiz
kullanacagim” seklinde bir madde mi vardir?
* Neden İnsanlar rep Atmaktan ÇekiniR ? 
balkonun altından gecenlere ıtınayla bırıktırdıgımız fındık kabukları atar ısabet edınce gulerdık, sanırım fındık kabugu yagmuru yaratmayı bı b*k sanardık..
*.porno kusagi basladiginda televizyon aciksa elle yuzu kapamak ve parmaklari acip aradan izlemek.
*.babanne abdestini almış namaz kılmaya yeltenirken kapının arkasından cıkıp”böğrerÄŸea” yapmak..
*.-2 tekli koltuğu yan yana getirip elleri sağlı sollu dayadıktan sonra arasında sallanmak ve genelde yüzüstü düşüp yüzü gözü morartmak,
*-evin kalorifer demirlerine dağa tırmanır gibi tırmanmak orda kalmak sonra
birilerinin indirmesi için bağırıp çağırmak, zamanla kendi başına inmeyi de öğrenmek.
*.koltuk minderlerinden ev yapmak.
*.tuvalette avaz avaz bagirarak sarki soyleyip bunu evdeki kimsenin duymadigini sanmak ama bir yandan da kesfedilmeyi (apartman sakinleri arasinda olduguna inanilan bir ztar yoneticisi tarafindan) beklemek.
*.bisiklet sürerken hava atcam diye akrobatik hareketler yapmak sonrada kafayı gözü dagıtmak.
*.anne evde yokken, kücük kardese ölü taklidi yapip korkutmak, bunu anne gelene kadar tekrarlamak, anne gelince kücük kardesin yüzündeki dehset ifadesini bir sekilde aciklamaya calismak…
*.ayakkabilari surekli olaraktan ters giymek.yollarda yabanci dil konusuyomus gibi yapmak
*.sümük yemek
*.evde tek başınayken gaipten sessler geldiÄŸinde ekmek bıçağıyla evi dolaşıp katil, hırsız vs arama amacıyla evde ne kadar kapı varsa sonuna kadar açıp her kapıyı açtıktan sonra ‘hiyaaaa’ diye bağırmak.sanki evde gerçekten biri olsa ‘hiyaaa’ sesine duyup gelmeyecektir. garip bir abukluktur.
*.semtteki bütün bakkallardan abur cubur çalmak,
*.naylon torbaların ucuna ip bağlayıp balkondan uçurmak; torbanın havalanmasını seyretmekten zevk almak.
*.5. kattan aşağıdaki insanlara nanik yapmak, sanki görüyolarmış gibi saklanmak ve gülmek.
*.çiçeklerin içine karabiber ekip, kızlara “kokla bak çok güzel kokuyor”
deyip kandırıp saatlerce hapşırmalarını keyifle izlemek.yakalanan kara sineÄŸi kız kiÅŸiye “aç aÄŸzını yum gözünü” deyip aÄŸzından içeri atıp kaçmak
*.komsuya gidip annem barbi bebek almak icin sizden para istememi soyledi
demek, komsu teyzenin anneyi aramasiyla sonuclanir, denemeyin.
*.evin içine çadır kurmak.
*.kedileri kuyruÄŸundan tutup fırlatmak… ÅŸimdi yapın deseniz yapamam.
napalım çocuktuk, oyuncağımız yoktu herhal…
*.- gazoz sisesini calkalayip calkalayip fiskirtmak
*.ilkokuldaki su meshur tavuk ve koyun ayagi sayilarindan olusan problemlerden birini cozerken tavuklari 4 ayakli olarak saymak
*.cizgi film karakterleriyle kendini ozdeslestirip onlar gibi davranmak.
*.sinekleri yakalayip kanatlarini sonra teker teker ayaklarini koparip
hareketlerini incelemek en sonda gövdesini kibritle yakmak
*.banyonun zeminini şampuanla sıvadıktan sonra, üzerinde katarina witt
taklidi yapıp, düşmek.
*.tvsi siyah-beyaz diye üzülüp bahçeden bulduğu kırmızı kalemle ekran
boyamak suretiyle tvyi renkli hale getirmeye çalışmak ama ekranı büyütmeye
çare bulamamak
*.sevilen eÅŸ dost akraba eve misafirliÄŸe geldiÄŸinde gitmelerini engellemek
için dış kapıyı kilitleyip anahtarı saklamak, anahtar bulunduğunda ise son
çare olarak kapının önüne yığılıp feryat figan ederek “ya gitmeyiiin n’olur”
şeklinde salya sümük ağlamak.
*.kuzenle beraber incir sutu ile kolonyayi belirli miktarlarda kari$tirarak
yapi$tirici imal etmek. lakin yapi$tiricinin bir halta yaramadigini gorunce
ne lan bu, cali$miyo” diyip kuzeni dovmek.
Önceleri zengin ailelerin evinde olan bilgisayar artık heryerde.
Bırakın evleri ceplere bile girdi. Ancak bu hızlı yayılma firmaların teknik destek birimlerine adeta zulüm olarak geri döndü..
İşte yaşanmış örnekler;
Tek.Des: Nasıl bir bilgisayarınız var Ömer bey?
Müşteri : Beyaz
Tek.Des: Ekranınızın solundaki “Bilgisayarım” ikonunu tıklar mısınız?
Müşteri : Sizin solunuz mu, benim solum mu?
Tek.Des: Günaydın. Size nasıl yardımcı olabilirim?
Müşteri : Merhaba. Yazıcım çalışmıyor da…
Tek.Des: Anladım. “BaÅŸlat” tuÅŸuna basar mısınız?
Müşteri : Arkadaşım! Ben Bill Gates değilim. Bana öyle teknik konuşma!
Müşteri : Merhaba. Ben Aysu. Bilgisayarımdan çıktı alamıyorum. Her deneyiÅŸimde “yazıcı bulunamıyor” diye bir ikaz yazısı çıkıyor. Yazıcıyı kaldırdım ekranın önüne koydum, hâlâ “yazıcı bulunamıyor” diyor.
Müşteri : Yazıcımdan renkli çıktı alamıyorum. Bir şeyi eksik mi yapıyorum acaba?
Tek.Des: Yazıcınız renkli mi?
Müşteri : Aaah! Afedersiniz ya…
Tek.Des: Şimdi ekranınızın üzerinde ne var hanımefendi?
Müşteri : Eşimin doğum günümde hediye ettiği ayıcık. Niye?
Müşteri : Klavyem çalışmıyor.
Tek.Des: Bilgisayara bağlı mı acaba?
Müşteri : Bilgisayaın arkasına ulaşamıyorum.
Tek.Des: Klavyenizi elinize alın ve on adım geri gidin.
Müşteri : Tamam.
Tek.Des: Klavye sizinle geldi mi?
Müşteri : Evet.
Tek.Des: Bu, klavyeniz bilgisayara bağlı değil demek oluyor.
Müşteri : A-a! Masada bir klavye daha var… Hah! Bu çalışıyor.
Tek.Des: Şifrenizi söylüyorum: küçük c, büyük a, küçük n, 7
Müşteri : 7 büyük mü, küçük mü?
Müşteri : Nete giremiyorum. (dial-up dönemi)
Tek.Des: Parolanızı doğru girdiniz mi acaba?
Müşteri : Tabi. Arkadaşımın girdiği parolanın aynısı girdim.
Tek.Des: Arkadaşınızın girdiği parola neydi?
Müşteri : Beş yıldız.
Tek.Des: Hangi anti-virüs programını kullanıyorsunuz efendim?
Müşteri : Windows
Tek.Des: O anti-virüs programı değil efendim.
Müşteri : Afedersiniz; internet explorer`dı.
Müşteri : Çok büyük bir problemim var.
Arkadaş bilgisayarıma bir ekran koruyucu koydu.
Ama mouse`ı oynatınca kayboluyor ya!
Tek.Des: Buyurun efendim?
Müşteri : Eee! İlk defa mail gönderiyorum da…
Tek.Des: Tamaam! Ben size yardım edeyim.
Müşteri : Adresteki “a”yı yazdım da, çevresine daireyi nasıl çizeceÄŸim?
Müşteri : Merhaba, ben AyÅŸe. Disketimi yuvasından çıkaramıyorum da…
Tek.Des: Çıkartma düğmesine bastınız, değil mi?
Müşteri : Elbette. Sıkıştı herhalde.
Tek.Des: Tamam hanımefendi, not alıyorum. Bir arkadaş gelir bakar.
Müşteri : Bi dakka! Disket henüz yuvasına koymamışım, masanın üzerinde duruyor. Afedersiniz.
Özel bir durum veya farklı olmak düşüncesi yoksa insanların çoğunluğu saatlerini sol bileklerine takarlar. İlk anda insanların çoğunun sağ ellerini kullanmaları, bu kolun daha hareketli olması dolayısıyla saatin bir yerlere çarpıp zarar görme olasılığının da daha yüksek olması nedeniyle sol bileğe takılmasının tercih edildiği düşünülebilir.
Bu düşünce şüphesiz doğrudur. Sağ ellerini kullanan insanların, sağ kol düğmelerini iliklerken ne kadar zorlandıkları malumdur. Peki sol ellerini daha çok kullanan solaklar da niçin saatlerini yine sol bileklerine takıyorlar?
Saatin ilk kullanılma yıllarında insanlar çoÄŸunlukla cep saati kullanıyorlardı. Bu saatlerin kurma düğmesi saÄŸda ‘3′ rakamının yanındaydı. Sık sık kurulması gereken bu saatleri cepten çıkartıp sol elle kurmak (hangi el daha baskın olursa olsun) çok zordu. İnsanlar bu saatleri zaten yeleklerinin sol tarafında bulunan ceplerinden sol elleri ile çıkarıp bakmaya ve saÄŸ elleri ile kurmaya alıştılar.
Daha sonra kol saatleri de yaygınlaşıp kurma yerleri yine ‘3′ rakamının yanında olunca bunlar da sol kola takılır oldu. Zaten saÄŸ ellerini kullananlar bu elleri meÅŸgulken ister cep ister kol saati olsun saate sol kollarım kullanarak bakmayı tercih ediyorlardı.
Her iki taraf da durumdan memnun olduklarından, saat üreticilerine kurma yeri solda olan bir saat üretmeleri için piyasadan bir talep hiç bir zaman gelmedi. Artık pilli, güneş enerjili veya hareketle kendi kendine kurulan saatler kullanılıyor ve kurmalı saatler neredeyse tarihe karıştıysa da insanlar saatlerini sol bileklerine takmaya devam ediyorlar.
Cep telefonunda 2.mesaja gecmemek icin kimi zaman sesli harfleri yazmayiz, kimi zaman kelimeyi yari da keseriz kimi zamanda hic bi ÅŸey yazmayiz
Bi de dusunceli tavirlar var tabi…
AnlaÅŸamama
Giden: Slm Aytn Nbr? Gidiyo muyuz konsere?
Geliyosan 1 gelmiyosan 2 cagri at!!
(3 cagrı gelir…)
Giden: Anladım yine Bahadirla gidiyosun di mi!! tamam ole olsun
Gelen: Hayir gerizekali!! Ben istiyorum ama babam izin
vermiyo!!
AnlaÅŸamama
Giden: Nbr Cm? Knsr vr glcnm mng? st 23 : 30 d bk
rmz mrt sln fyz nc hps gly b sn yksn!!
Gelen: dostum ne diyon kuzum ben bi b.k anlamadim
bu mesajdan ya!!
Giden : Valla aksama manganin konseri var demistim
herkez var demistim ama… (cevabın yollandigı saat:02.30)
Kısaltma Sorunu
Gelen: Semih ben Cagla bu benim yeni numaram..
Eee napiyosun? Bugun acayip skldm varyaa
bizimkilerde olmasa temelli ortada kalacam
Giden : Bi daha beni arama Cagla tamam mi?
Gelen : Nolduu yaaa niye bole yaptin simdi!!
Eski Telefonlardaki 1Karakterlik Mesajın Dewamı Gelmeden Olanlar
Gelen: Arzu ben yarin Ankaraya gidicem hayatim
is toplantisi icin. Biliyosun sirketin tum yukunu yine
bana verdiler. Sen semihe ver, g*t
Giden: Ne diyosun sen ya!! Gerizekali ayriliyorum senden terbiyesiz. Senden beklemezdim bunu!!
Gelen 2İlk Mesajla Birleşen:ürecegim esyalari tamam mi askim sana oradan
ne getirmemi istersin, hatta beraber gidelim ya!
Giden: Ayy pardon askim seyy!! Parca parca gelince Kizmadin di mi?
Gelen 3: cik hadi disari basimin belasi!
Giden : olm in spite konserindeyiz cikista iccez
hadi sende gel
Gelen:bnm prm yk b sn kont ayrca crmadi kms
bn ond glmd bn hpnzn alh blsn vrsn
Giden:tamam beklıyoruz
ceviri:benım param yok bu son kontur ayrica caarmadi
kimse beni ondan gelmedim ben hepinizin allah belasini versin
Bi Diger Cins
GelenrunkEMREordmiTlfonuKPLIulsmdmKNDSNordsaOnuC Ksvdgm iSLEptmSND
Giden:bencede…!!
cevirirunk emre ordami telefonu kapali
ulasamadim kendisine ordaysa onu cok
sevdigimi soyle optum senide
Salakların Kontor Bitio Farkında Değiller Arayamadılar
gelen : milasirab ineb emzu milmokoc midelzo koc ines
giden : bu ne be
gelen : tersten okusana
giden : salak bi saat buna mi ugrastin
gelen : beni ara
giden : sen beni ara
gelen : lan olum son bi kac kontorum arasana
giden : benim de yok olum arayamam, babam kesti parayi zaten
gelen : hep boyle yapiyorsun, arasan ne kaybedicen
giden : kontorum biter
gelen : benim olsa seni ararim ama
giden : hadi len gorduk gecen gun 50 kontorun
vardi aramadin
gelen : al bu da son kontor..
bi aramadin adi, çok onemli bi sey soyliycektim
giden : benim de son lan.. ne soyliycektin ölcem meraktan şimdi
Yorumsuz
Giden : Ya Mert abi benim CD sen de kalmis,bi de yarin
sinav var mi? nasilsin ben de iyiyim. mac bileti ne kadar ?
bugun ayseyi okulda gordun mu?
Bu son kontorum ha ona gore!!
Gelen: Tamam getiririm,sinav yok.
ben de iyiyim 15 diyolar. yoktu galiba.
benim de son kontor hadi byeeee..
Gelen: Kampuscell kazandirmaya devam ediyor!
25 kontor hattiniza yuklenmistir!
Giden: Oglum Murat rahat rahat konusabiliriz artik
hatta turkce karakter bile yazarim yani
nihahaha!!
Söleyene baq kendi ondan beter
gelen : pnky ytr bn rtk itrf etcm n b y slcm ps ps
bn yptm ama dymrm ıst cnk krkyrm sn d bnm
kdrrkdsmsn saol cnm bu ard
çewiri: punky yeter ben artık itiraf edicem
ne bu ya solicem pasa pasa ben yaptım ama
diyemiyorum iste cunku cok korkuyorum sende
benim kader arkadasımsın saol cnm bu arada
giden:ne diyn kzm dzgn yz ya,wlla bsy anlmdm!
gelen:bstn yz okymrm
çewiri:bastan yaz okuyamıyorum
resim çektirirken mutlaka arkanıza bakın

Bizim evin altında internet kafe var benden biÅŸe istedi bende gittim kafeye..Bilgisayara bakıyorum yandaki bilgisayarda’da bi teyze var..Açmış Google’ı BiÅŸiler Yazıo Yazdı Bitirdi.Aramaya bastı sonuç bulunamadı dedi teyze hala ekrana bakıo ne var die bende dedim ne yazdı acaba bu kadar çok.O EKRana Bakarken Tam Åžu Yazıyı okudum ve Gülme Krizine Girdim..
Teyzenin aradığını aynen aktarıyorum…
”
Merhaba evladım, adım fikret 56 yaşındayım..Sana Birşey Sormak İçin Rahatsız Ettim( valla çok yordun google ı ) .Benim bu ayaklarım ve sırtım çok ağrıyor.Birde arada bir başıma böyle ağrılar giriyo.(Nasıl ağrılar ?!?! ( google bilir herhalde ) ) önceden pek fazla olmazdı ama bu aralar çok olmaya başladı ağrılarım.sence ne yapmam lazım bana bi söylermisin?
Not Alıntıdır..
İstanbul’da üniversitede okuyan genç kız Ankara’daki babasına telefon etmiÅŸ:
- Baba, meraba. Ben Lale….
- Ooooo. Güzel kızım benim. N’abersin bakalım?…
- Hiç sorma babacığım. Hiç keyfim yok valla…
- Hayırdır? Bi sorun mu var?…
Kız ağlamaya başlar; babası ise üzüntü ve meraktan kafayı yemektedir:
- N’ooldu kızım? Anlatsana…
- Murat evi terketti. BoÅŸanmak istiyormuÅŸ…
- Ne evi lan? Ne boÅŸanması? Sen ne zaman evlendin de boÅŸanıyorsun?…
- Hani senin hiç hoşlanmadığın esrarkeş çocuk vardı ya. Ben onunla evlendim.
- İyi halt ettin, zilli. Neyse, artık yapacak bi ÅŸey yok. Versin mahkemeye, hemen boÅŸanın…
- BoÅŸanalim ama benden 10 milyar istiyor. EÄŸer vermezsem, iyi zamanlarımızda çektiÄŸi çıplak fotoÄŸraflarımı internetten herkese yollayacakmış….
- Püüh. Rezil… Çıplak fotoÄŸraf çektirdin, öyle mi?
- Ama babacığım. O benim kocamdı. Ne biliyim böyle bir puştluk yapacağını.
- Peki. Olan olmuÅŸ artık. Yarın havale ederim parayı…Öğleden sonra Bankaya gidip çekersin; sonra da alıp yakarsın o kahrolası fotoÄŸrafları…
- SaÄŸol baba. Eeee. Åžey…Bi de kürtaj için 2 milyara ihtiyacım var…
Adam artık iyice fenalaşır. Boğuk bir sesle konuşur:
- Kürtaj mı? Bi de hamile mi kaldın o çocuktan sen?…
- Aslında ondan deÄŸil… Zenci bi çocuk vardı…Zaten o yüzden ayrılıyoruz ya….
Adam bayılmak üzeredir. Nabzı yükselir, tansiyonu düşer, artık inleyerek konuşmaktadır:
- Biz seni oraya okumaya yollamıştık. Sen ne haltlar çevirmiÅŸsin. Allahım. Nedir bu başımıza gelenler…Okulu bititir bitirmez Ankara’ya dönüyorsun, yoksa kırarım bacaklarını…
- İstersen hemen dönebilirim babacığım. Ben geçen yıl okuldan atıldım çünkü…
Adam masanın üzerindeki soğuk su dolu sürahiyi başından aşağıya devirir ve ancak bu şekilde konuşmasını sürdürebilir:
- Okuldan mı atıldın? Hani birlikte avukatlık yapacaktık, zilli?…Eh ulan? Sen hele bi gel buraya. Ben sana yapacağımı bilirim. Evden dışarıya adım attırmıycam sana. İlk isteyenle de evlendiricem….
- O iÅŸ zor be baba. Biliyorsun, moda oldu, artık evlenmeden önce eÅŸler birbirlerinden saÄŸlık raporu istiyorlar… Pek iyi bi rapor sunacağımı zannetmiyorum ben…
- Allahım, çıldıracağım… Bir de cinsel hastalıklar haaa…..Kesin o zencidendir…
- Çok pis arkadaÅŸları vardi. Bilmem artık hangisinden kapmışımdir…
“Gümmm!” diye bir ses duyulur. Adam kisa bir süre için kendinden geçmis ve arkaya devrilmistir; ancak hemen kendisini toparlayıp tekrar telefonu alır.
- Hemen bu akÅŸam dayını yolluyorum oraya. Seni alıp gelecek. Adresini ver bakiyim…
- MahmutpaÅŸa Karakolu’ndayım… Gelirken kefalet için de biraz para getirsin yanında…
- Karakol mu?…Bi de karakola mı düştün layyynnn? Ne yaptın?….
- Dün kafam çok bozuktu, çok içmiÅŸim. Araba kiralayıp dolaÅŸmaya çıktım. O kafayla Arnavutköy’de kokoreççi dükkanına girdim. Ama neyse ki kimse ölmedi. Dükkan sahibiyle kiralık araba firmasına biraz para vermek gerekir sanırım…
Adam artık iyice fenalaşmıştır. Hatta fenalaşmak ne kelime; adeta kahrolmuştur. Telefonda kısa bir sessizlik olur. Kız tekrar konuşmaya başlar :
- Babacığım. Sakın üzülme. Bütün bunlar bir ÅŸakaydı. Ben sadece sınıfta kaldığımı söylemek için aramıştım…
Bunun üzerine adam sevinçle ve mutlulukla haykırır :
- Canın sağolsun be güzelim, boşveeerrr. Okul da neymiş? Hiç mühim değil, tatlıcanın sağolsun senin güzel kızım beniim!.
Günlerce, gecelerce hep onu düşünmüştüm. O ise beni sadece bir iÅŸ arkadaşı olarak görüyordu. Hatta bir seferinde, kız arkadaşıyla kavga etmiÅŸ ve bana cep telefonunu uzatarak, onu aramamı ve ikna etmemi rica etti. Göz yaÅŸlarımı içime akıtarak, kıza telefon açıp barışması için ikna etmeye çalıştım. Sanki tanrı dualarımı duymuÅŸtu. Kız hiçbir ÅŸekilde barışmaya yanaÅŸmıyordu. Ben üstüme düşeni fazlasıyla yapmıştım. Aradan birkaç hafta geçmiÅŸti. Haldun olanları unutup, eski neÅŸesine kavuÅŸmuÅŸtu. Bir akÅŸam saat 22:00 sularında cep telefonuma bir mesaj geldi. Mesajın sahibi Haldun’du. Mesaj şöyleydi; “Yarın bana son kez yardım etmeni istiyorum. Hayatımın aÅŸkını buldum. Ne olur benimle evlenmesi için onu ikna et.” Bu mesaj beni beynimden vurmuÅŸtu. Gün ışıyana kadar yanağımdan süzülen yaÅŸlar, yastığımda acı ve unutulması mümkün olmayan bir iz bırakmıştı. İşe giderken ayaklarım beni geri geri götürüyor, yol bitmesin diye sürekli dua ediyordum. Hayatımda ilk ve son kez aşık olmuÅŸtum ve bu aÅŸkı ben kendi ellerimle yok edecektim. Mesaime yarım saat geç gittim. İçeri girer girmez Haldun, bu günün hayatındaki en mutlu gün olduÄŸunu ispatlar gibi neÅŸeli ve bir çocuk gibi heyecanlı yanıma geldi. Ben ise yenilgiyi çoktan kabullenmiÅŸtim. Ama sevdiÄŸimin mutluluÄŸu beni teselli ediyordu. Haldun, “iyi günler” dedikten sonra hemen konuya girdi; “YeÅŸim, senin hakkını nasıl ödeyeceÄŸim bilmiyorum. Ama inan çok yüce bir olaya vesile oluyorsun.” Elindeki telefon numarasını bana uzattı. Bu numarayı arayıp, karşı tarafa; “Haldun seni hayatını paylaÅŸacak kadar çok seviyor. Lütfen onu kırma ve evlilik teklifini kabul et. İnan seni ÅŸimdiye kadar kimseyi sevmediÄŸi kadar çok seviyor” dememi istedi. Sonra da masama; “Bu emeÄŸinin karşılığı deÄŸil ama” diyerek küçük bir hediye paketi bıraktı. Masamdaki iÅŸ telefonunu alıp elimdeki telefon numarasını çevirmeye baÅŸladığımda, Haldun parmaklarımdaki titremeyi görecek diye çok endiÅŸelendim. Telefon çalmaya baÅŸlamıştı. Birden masamdaki kutudan love story müziÄŸini duydum. Telefon halen kulağımdaydı. Bir yandan da kutuyu açmaya çalışıyordum. Kutuyu açtığımda bir cep telefonu gördüm. Telefonu aldım ve açtım. Haldun bir hamle ile masamdaki iÅŸ telefonunu kulağımdan aldı. Ben ise gayri ihtiyari cep telefonunu kulağıma götürmüştüm. Haldun, ÅŸimdiye kadar duymayı her ÅŸeyden çok istediÄŸim, bir kerecik duyduÄŸumda ölmeyi bile kabul edeceÄŸim o cümleleri söylemeye baÅŸladı. Ben ise göz yaÅŸlarımı tutamadım ve boynuna sarıldım.
Bu olaya karabasan veya kıllı yaratık deniliyor. Bu olayın aslı vardır. Ancak tehlikeli bir tarafı yoktur. Bazı cinlerin manyetik yönü ağır basan bazı insanlara değişik şekillerde görünmesidir. Cinler bünyesi hassas ve manyetik özellik taşıyanlar ile irtibat kurabilirler. Aynı yerde sadece bir kişi fark eder diğerleri anlayamayabilir. Demek ki manyetik bir durumunuz söz konusu. Tehlikeli bir durum yoktur.
Buna benzer konular için yapacağımız tavsiyeler şunlardır:
1- Abdest alıp 2 rekat namaz kılıp abdestli yatmak.
2- 33 defa sübhanellah, 33 defa elhamdülillah ve 34 defa allahü ekber diyerek uyumak.
3- 7 defa ayetelkürsiyi okuyup sağa, sola, arkaya, öne, alta ve üste üfleyip yedincisini üflemeden uyumak
4- Fatiha, nas, felak, ihlas surelerini okumak
5- Cevşen duasını okumak ve üzerinizde cevşen duasını bulundurmak
Korku gibi ÅŸeylerden korunmak için dua etmek ve âyet ile hadis gibi ÅŸeyleri yazıp taşımak dinen caizdir. Abdullah bin Ömer Peygamberden (sav) şöyle rivayet etmiÅŸtir: “Sizden biriniz uykuda korkarsa şöyle desin: Allah’ın gazab ve azabından ve kullarının ÅŸerrinden, ÅŸeytanların vesvesesinden ve yanıma gelmelerinden eksikliÄŸi olmayan Allah’ın sözlerine sığınırım” O zaman, hiçbir ÅŸey ona zarar vermez. Abdullah bin Amr onları temyiz çağına gelen çocuklarına öğretir, temyiz çağına gelmeyen çocukları için yazıp onların boynuna asardı (Ebu Davııd, Nesâî, Tirmizî).
Ancak bunları istismar edip sanat haline getiren ve saf kadınlarla teşriki mesai edip onlarla haşr ve neşir olmak kesinlikle haramdır. (Günümüz meselelerine Fetvalar – 2, Yasin Yayınevi, s: 258 )
Okuyup üflemek konusu:
Ayet-el kürsi, felak , nas, fatiha gibi sureleri veya ayetleri okuduğu zaman Peygamberimizin sağına soluna önüne arkasına ellerine ve hasta olan herhangi bir kimseye üflediği hadis kitaplarımızda yazılıdır.
Bunun sebebi insanın maddi hastalıklardan korunmak için maddi tedbirler aldığı gibi manevi ve zararlı şeylerden korunmak için de böyle tedbirler alması içindir. Bizi yaratan Allah Peygamberimiz vasıtasıyla nasıl korunacağımızın yollarından birisini göstermiştir.
Bu konuyu izah eden hadislerden birini açıklamasıyla beraber takdim ediyoruz.
Hz.AiÅŸe (radıyallahu anhâ) anlatıyor: “Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselam) yatağına girdiÄŸi zaman, ellerine üfleyip Muavvizateyn’i ( felak ve nas sureleri) ve kulhüvallabu ahad’i okur ellerini yüzüne ve vücuduna sürer ve bunu üç kere tekrar ederdi. Hastalandığı zaman aynı ÅŸeyi kendisine yapmamı emrederdi”. [Buharî, Fedâilu’l-Kur’ân 14, Tıbb 39, Da’avât 12; Müslim, Selâm 50, (2192); Muvattâ, Ayn t5, (2,942); Tirmizî, Da’avât 21, (3399); Ebu Dâvud, Tıbb 19, (3902).>
AÇIKLAMA:
1- Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm)’in Kur’ân-ı Kerim’i hastalığı sırasında ÅŸifa için okuduÄŸu, mevsuk rivayetlerde gelmiÅŸtir. Esasen Kur’ân’ın mü’minler için maddi ve manevî ÅŸifa olduÄŸu âyet-i kerimede belirtilmiÅŸtir: “Kur’ân’dan, iman edenlere rahmet ve ÅŸifâ olan ÅŸeyler indiriyoruz, O, zâlimlerin ise sadece kaybını artırır” (İsra suresi, 82). Keza: “Ey insanlar, Rabbinizden size bir öğüt ve kalplerde olana bir ÅŸifa, mü’minlere doÄŸru yolu gösteren bir rehber ve rahmet gelmiÅŸtir” (Yunus suresi,57 ).
2- Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm)’in kendi vücuduna icra ettiÄŸi “nefes”in mahiyeti hakkında bilgi vermek için, İbnu Hacer, rivayetin farklı vecihlerini kaydeder. Buna göre, önce ellerini cemeder, sonra ellerine üfler, sonra okur ve okuma sırasında eline üflerdi. İbnu Hacer, bu üflemenin tükrüksüz veya hafif
tükrüklü olabileceğini belirtir. Bu maksadla Felak, Nâs ve İhlas sûreleri okunmuştur.
Meshetme iÅŸi, bereket düşüncesiyle yapılmıştır. Resûlullah (aleyhissalâtu vesselam) ellerini önce başına, yüzüne sürer, ondan sonra elinin yetiÅŸebildiÄŸi yerlere kadar bütün vücuduna sürerdi. Hz. AiÅŸe der ki: “Resûlullah, kendini götüren hastalığa yakalanınca, ben okuyup üzerine üflüyordum. Kendi elleriyle de vücudunu meshediyordum. Çünkü onun elleri bereket yönüyle benim elimden çok üstün idi”. Bir baÅŸka rivayette Hz. AiÅŸe meshedip, ÅŸifa için dua ederken kendine gelen Resûlullah’ın: “Artık hayır, (ÅŸifa deÄŸil), Allah’tan Refîk-i A’la’yı istiyorum” dediÄŸi belirtilir.
3- Bazı rivayetler, Kur’ân’dan okuyup nefes ederek tedaviyi Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm)’in ailesi efradına da uyguladığını tasrih eder. Sahabe veTâbi in de aynı tedavi usulüne baÅŸvurmuÅŸtur. Ulema bunun cevazında ittifak etmiÅŸtir.
4- Nefes’i “tükrüksüz hafif üfürük” diye tarifeden Nevevî, rukyede bunun müstehab olduÄŸunu, ulemanın cevazında icma ettiÄŸini belirtir. Hz.AiÅŸe (radıyallahu anhâ)’ye Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselam)’in rukyede yer verdiÄŸi nefes’ten sorulmuÅŸtu, ÅŸu cevabı verdi: “Onun nefesi, kuru üzüm yiyenin üfürüğü gibi idi, kesinlikle tükrük yoktu.” Kasıtsız olarak nefesle birlikte çıkacak olan rutubetin tükrük sayılmayacağı belirtilmiÅŸtir.
Kaynak: Prof. Dr. İbrahim Canan, Kütüb-i Sitte Muhtasarı, 7. cilt, Akçağ Basım Yayın, Ankara, 1988, s. 50-51
Selam ve dua ile…
Hayvanlar pençelerini toprağı kazmada, savunmada ve saldırıda kullandıkları için bunların sivri oldukları, insanların tırnaklarının ise geçirdikleri evrim sonucunda düzleştiği ileri sürülüyor. Genel anlamda tırnaklarımız saçlarımızla ortak bir özellik gösterir. İkisinin de görülen kısımları ölü hücrelerden oluşmuştur ve komposizyonlardaki ana madde keratindir. Tırnaklarımız parmaklarımızı mekanik dış tehlikelere karşı korurlar. Özellikle el tırnaklarımız parmaklarımız için çok önemlidir. Onlar olmasaydı derimizin yumuşak tabakası ile eşyaları tutup kaldıramazdık.
El ve ayak tırnaklarımız, derimizin altındaki, tırnak diplerine çok yakın köklerinden çıkarlar. Burada tırnak çok inceleşir ve yarım ay şeklinde beyaz bir renk alır. Bu bölüm baş parmaklarda çok belirgindir, diğer parmaklarda çok olabilir de, olmayabilir de ama serçe parmağımızda pek görülmez. Kökteki hücreler ölü bir hücre olan keratin üretirler ve yeni hücreler üredikçe ölü tırnağı dışarı doğru iterler. Bu nedenle de aynen saçlarımız gibi tırnaklarımızı keserken de acı duymayız.
Tırnaklarımız deriye her iki yandan elastik fiberlerle bağlıdırlar. Bu sayede yanlardan bağlı oldukları halde uzadıkça rahatlıkla ilerler. Derideki yatakları ile irtibatı biten tırnaklar beyazlaşır ve kesilmeyi beklerler. Halbuki bu kısmın da küçük objeleri tutmak, bir tarafımızı karıştırmak, sivilce sıkmak gibi çok ciddi fonksiyonları vardır.
Elimizdeki tırnakların ayaktakilerle tek farkı, daha hızlı, yani haftada ortalama 0.5-0.6 milimetre hızla uzamalarıdır. Yani kesilmezlerse yılda 2.5-3.0 santimetre uzunluğa ulaşabilirler. Ayak tırnaklarının uzama hızı bunun dörtte biri kadardır.
En hızlı uzayan tırnak orta parmaktakidir. Buradan parmak ne kadar uzunsa, oradaki tırnak da o kadar hızlı uzar sonucunu çıkartabiliriz. Bütün tırnaklar sıcak havada soğuğa nazaran daha hızlı uzarlar. Tırnaklardaki uzama hızı yaş ilerledikçe yavaşlar. Çok ileri yaşlarda neredeyse yarı yarıya düşer. Bebeklerde de tırnak uzama hızı yetişkinlere göre daha yavaştır.
Dışarıdan çok basit bir yapıymış gibi görünen tırnaklarımız aslında çok karışık ve bugün bile tam olarak anlaşılamamış bir yapıya sahiptirler. Tırnak, daha doğrusu onu oluşturan kısım psikolojik değişmelere de duyarlıdır. Stresli zamanlarda, uzun süren yüksek ateşte, zararlı içkiler alındığında çatlarlar, lekeler oluşur, kalınlaşır ve incelirler, yani deforme olurlar. Bu özellikler tırnaklarımızı sağlık durumumuzu ortaya koyan önemli ipuçları haline getirir.
Londra’daki King College Hastanesi YaÅŸlanma Bilimi Enstitüsü
tarafından yapılan bir araştırma, vücudumuzun bize hayatımızı
kurtaracak tam 16 ipucu verdiÄŸini ortaya koydu.
Sağlıklı yaşam konusunda birçok araştırmaya imzasını atan;
Londra’daki King College Hastanesi Gerontoloji (yaÅŸlanma bilimi)
Enstitüsü’nde araÅŸtırmalarını yürüten Prof. Dr. Robert Wale,
“Sadece parmaklarınızın uzunluÄŸu bile sizin saÄŸlığınız hakkında
kayda değer bilgi sahibi olmamızı sağlıyor aslında. Siz de
vücudunuzla ilgili önemli detaylara; dikkat ederek sağlığınızı
koruyabilirsiniz ” diyor ve ekliyor: “Vücudunuz; siz fark etmeden
sağlığınızla ilgili en önemli ipuçlarını veriyor.
“Prof. Wale’ye göre, tırnaktan gözlere, doÄŸum kilosundan avuç
içine kadar vücuttaki her şey birer gösterge. O halde bir test
yaparak ne kadar saÄŸlıklı olduÄŸumuzu anlamak mümkün. Wale’nin ”
İşte hayatınızı kurtaracak 16 ipucu” dediÄŸi test şöyle:
1.Tırnaklar :
Tırnaklarınıza dikkatle bakın. Eğer hafif mavilik yada; morluk
görürseniz bu bir kalp hastalığıyla karşı karşıya olduğunuz
anlamına gelebilir. Tırnaklarınızın aşırı kalın olması ya da
üstlerinde tümsekler olması da nefes alma hatta akciğer
sorunlarıyla karşı karşıya olduğunuzu gösterebilir.
2. Nefeslerinizi sayın :
Eğer dakikada 15 kez ve daha altında nefes alıp veriyorsanız
saÄŸlıklı ciÄŸerlere sahipsiniz demek… EÄŸer 25 kez nefes alıp
veriyorsanız o zaman sağlığınıza dikkat etmelisiniz.
3. Gözler :
Aynada gözlerinizden birine bakın. İris’in etrafında beyaz bir
daire varsa kolesterol seviyeniz yüksek anlamına geliyor. Bu aynı
şekilde yaklaşan kalp sorunlarının da en büyük habercisi.
4. Avuç içinize bakın :
Avuç içlerinize dikkatle bakın. Eğer kırmızı ve lekelilerse
karaciÄŸerinizde sorun var demek.
5. Hafıza kontrolü :
Bir tepsinin üstüne rasgele 10 eşya koyun. Tepsiye sadece 10
saniye bakın. Kaç tanesini hatırlayabildiniz? İyi bir hafızanızın
olması Alzheimer’le karşılaÅŸma riskinizin daha az olacağı
anlamına geliyor.
6. Kas kontrolü :
Sırt üstü yatın. Bacaklarınız dümdüz olsun. Bir bacağınızı havaya
kaldırın. Bir kişinin ayağınıza bastırmasını isteyin. Eğer
bacağınız yere düşüyorsa,kasları nız da bir zayıflık olduğu
anlamına geliyor.
7. Görünüş :
Gözünüzün hemen altında elmacık kemiğiniz üzerine bir cetvel
yerleştirin. Sonra cetvelin üstüne bir kredi kartı yerleştirin
kartı en rahat okuduğunuz uzaklığı ölçün.
Ne kadar yakına gelirse gelsin kartı rahat okuyabiliyorsanı z göz
sağlığınızın iyi olduğu anlamına geliyor.
8. Tiroit misiniz? :
Kollarınızı yere paralel olarak tam karşınızda birşeye
uzanıyormuş gibi uzatın. Ellerinize dikkat edin. Eğer elleriniz
bu pozisyonda titriyorsa o zaman tiroit olma riskiniz çok.
9. Düz yürümek :
Yere bir metre uzunluğunda bir çizgi çizin. Üzerinde rahat rahat
yürüyebiliyorsanı z, vücudunuzun koordinasyonu iyi işliyor
demektir.
10. DoÄŸum kilonuz :
Annenize kaç kilo doğduğunuzu sorun. 3 kilonun altında
doğmuşsanız kalp sorunlarıyla karşı karşıya kalabilirsiniz.
11. Beliniz kalın mı? :
Vücut şekliniz elmaya benziyorsa, yani yağlarınız belinizin
çevresinde toplanıyorsa, kalp sorunu yaşama riskiniz daha fazla.
12. Tuvalet sıklığı :
Her 3 saatte bir tuvalete birden çok gitme ihtiyacı mı
hissediyorsunuz? Diyabetin en erken alarmlarından biri sık sık
tuvalete gitmektir.
13. Nabız kontrolü :
Nabzınız ne kadar yavaş atıyorsa o kadar uzun yaşayacaksınız
demektir. Yani nabzınız 70′in altındaysa saÄŸlıklısınız anlamına
geliyor.
14.Dişlerinizi fırçalayın :
Eğer dişleriniz kanıyorsa, kalbiniz tehlikede demektir.
15. Parmak uzunluÄŸu :
İşaret ve yüzük parmakları aynı uzunlukta olan kişilerin kalp
krizi geçirme riski daha fazla.
16. Ayak Bilekleri :
Baş parmağınızla ayak bileğinizin arka kısmına bastırın. Eğer
bastırdığınız noktada çok fazla çukurluk oluşuyorsa, o zaman kalp,
akciğer, böbrek sorunlarıyla karşı karşıya kalabilirsiniz.
Bugün bu satırları görüntüleyebilen hemen herkesin elinin altında bulunan mouse dediğimiz aletin nasıl icat edildiğini, nasıl popülerleşip kuyruğunu bilgisayarların vazgeçilmez aksesuarları haline geldiğini biliyor musunuz ? Bugün mouse denen, insanın el hareketlerini bilgisayarın algılamasını sağlayan aletlerin ilk örneği 1960’lı yılların başında Stanford Araştırma Enstitüsü’nde Douglas Engelbart tarafından geliştirildi. Benzer şekilde hareketleri algılamak için aletler geliştiren Engelbart’ın ekibinin projesine, el hareketlerini algılamak için geliştirdikleri ‘mouse’ diğerlerinden çok daha fazla yardımcı oldu.
Engelbart 1970’de ‘X ve Y eksenlerindeki pozisyon belirleyici’ adını verdiği aletin patentini aldıktan sonra 1972’de Bill English bugün hala kullanılan ve ‘ball mouse’ olarak da bilinen çeşidini geliştirdi. Topla temas eden birbirine dik çubukları döndüren bu top, bu hareketleri ışığa çeviren mekanizma aracılığıyla ışık sensörüne gitmesini sağlıyordu.
Yatay ve dikey hareketleri tek bir elle kontrol etmeye yarayan bu alet 1980’lerde popülerleşmeye ve kişisel bilgisayarların bir parçası olmaya başladı. Üzerine 2 tane de buton eklenen modeli Lozan’da şekillenerek bugünkü modern mouselar geliştirilmiş oldu.
Gelişen teknolojiyle birlikte hareketi algılayan topun yerini LED (ışık yayan diyot) ve fotodiyotlar aracılığıyla hareketi algılayan modeller piyasaya sunuldu. Daha çok tuşlu, hareketi daha hassas şekilde algılayan, kablosuz ve bunun gibi daha çok modeli kullanıcı ihtiyaçlarına göre geliştirilen mouse teknolojisi 1964’te başlayan yolculuğunda daha da ileri gidecek gibi gözüküyor.
Beynimiz vücudumuzun kucuk bir bolumunu olustursa da, yiyeceklerle alinan enerjinin yuzde yirmisini harcar. Belirli yiyecekler algilama yetenegimizi arttirir, daha verimli yapar, daha hizli dusunmemizi ve dikkatimizi daha iyi vermemizi saglar.
BELLEK
HAVUC: Hatirlama yetenegimizi arttirir, cunku havuc beyin metabolizmasini canlandirir. Bir sey ezberlerken bir ufak tabak sivi yagli havuc salatasi yiyin.
ANANAS: Tiyatro sanatcilarinin ve muzisyenlerin ihtiyaci olan bir meyvedir. Ornegin uzun bir metin ezberleyebilmek icin fazla miktarda C vitaminine ihtiyac vardir. Ayrica onemli bir eser halinde element olan mangan icerir.
AVOKADO: Kisa sureli bellek icindir (Ornegin alisveris listesini yaparken). Fazla miktarda yag asidi icerir. Yarim avokado yeterlidir.
MUTLULUK
KIRMIZI BIBER: Ne kadar aci olursa o kadar iyidir. Aroma maddeleri vucudun kendi mutluluk hormonu endorphinin salgilanmasini hareketlendirir. En iyisi cig yenmeli.
CILEK: Stresi giderir. Lifli maddesi mutluluk verir. Dozu en az 150 gram.
MUZ: Sirri serotonin. Bu maddeye beynimizin mutlu olmasi icin ihtiyaci vardir.
OGRENME
LAHANA: Sinirliligi giderir (tiroit bezlerinin aktivitesini yavaslattigi icin). Daha stressiz ogrenilir (ornegin sinav oncesi).
LIMON: C vitamininden dolayi canlandirir, algilama yetenegini artirir. Dil ogrenme kursundan once 1 bardak limon suyu icin.
YABAN MERSINI: Uzun sureli bir ogrenmede ideal bir meyvedir. Beynin kanladaha iyi beslenmesini saglar.
DIKKAT VERME
KARIDES: Beyin besinidir. Vucuda onemli omega 3 yag asitleri saglar. Dikkat verme suresini daha uzatir.
SOGAN: Asiri yipranmaya, fiziksel yorgunluga karsi. Kani sulandirir, beyin oksijeni daha iyi alir.
CEVIZ, FINDIK, FISTIK: Konferanslarda, konserlerde, uzun araba yolculuklarinda, sinirleri kuvvetlendirirken, beyindeki haber alma maddelerinin olusumunu hareketlendirirler.
YARATICILIK
ZENCEFIL: Icerdigi maddeler beynin yeni fikirler uretmesini saglar. Kan sulandigi icin vucutta daha serbest akar, beyin oksijenle beslenir.
KIMYON: Insanin aklina birden bir fikir getirtir. Icerdigi ucucu yaglar butun sinir sistemini uyarir, ancak yaratici dusunce sartiyla. Aniden bir fikre, bir bulusa ihtiyaci olan kimyon cayi icmelidir (bir fincana iki tatli kasigi dolusu kimyonla).
STRESE KARSI
Gerginsek ne yapariz? Bir fincan kahve veya bir kola iceriz. Bu da yetmezse cikolata ve hamburger yeriz. Boylece daha fazla strese gireriz. Besleyici maddelerin eksIkligi, cok miktarda kafein ve seker sinirleri iyice bozar dahasi vucudun savunma sistemini, direncini zayiflatir. Dogru bir beslenme stresli zamanlarin ustesinden gelmemizde bize yardimci olacaktir. Bunun icin de yanlis aliskanliklarimizi degistirmemiz gerekecektir.
KAHVALTI ONEMLiDiR
Kahvalti etmeden disari cikmayin. Sabahlari enerji depomuz bostur,beynin akaryakiti yoktur. Bu yuzden yataktan kalkinca biraz hassas, alingan, sinirli ve dikkatsiz olmamiza sasirmamali. Okul cocuklari ile yapilan bir arastirmada iyi bir kahvalti edenlerin daha verimli olduklari ortaya cikmistir. Kahvaltida karbonhidrat ile protein dogru bir karisimdir.Ornegin kepek veya cavdar ekmegi ile peynir veya yulaf ezmesi ile meyve veya yogurt. Kahveyi azaltin. Sabahlari bir iki fincan kahve uyku sersemliginizi gidermede yardimci olur. Fazlasi ise sadece kalp carpintisina ve huzursuzluga, daha sonralari da uykusuzluga yol acmakla kalmayip hassas insanlarda korkuya ve endiseye de neden olur. Kolali ickiler de kafeinicerir.
Cikolata yerine meyve yiyin. Arada bir yenen cikolataya bir diyecegimiz yok. Fakat fazla miktarda seker kan sekerini altust eder. Seker miktari once artar, sonra hemen duser. Sonucta yorgunluk ve tatlilara karsi istek ortaya cikar. Buna karsilik meyve veya kepek, cavdar urunleri organizma tarafindan daha yavas enerjiye donusturulur, kan sekerinin dengesi bozulmaz.
Sik sIk bir seyler atistirin. Buyuk porsiyonlu ve yagli yemekler hemen hemen uyku ilaci etkisi yapar. Fazla yag ayrica bagisIklik sistemini zayiflatir. Fakat gunde bir cok defa yenen birkac lokmalik bir sey enerjiyi ayni duzeyde tutar.
Alkolun olumsuz etkisi. Cok fazla alkol acisini ertesi sabah sadece bas agrisi ile degil, unutkan ve dikkatsiz olmakla cikarir.
SiNiR BESiNLERi
Onemli anti-stres maddeleri mineral olarak kalsiyum (sut urunlerinde, yesil sebzelerde) ve magnezyumdur (kepek, cavdar, baklagiller, bal kabagi ve aycicegi cekirdegi). B vitaminleri grubu ayni zamanda sinir vitaminleri olarak adlandirilir. B vitaminleri ette, balikta, kepek cavdar urunlerinde ve koyu yesil sebzelerde bulunur. Sunu da aklinizdan cikarmamalisiniz; stres vitaminlere ve minerallere olan ihtiyaci arttirir. Bunun stratejisi sudur: bol miktarda antioksidan vitaminler, yani C, E, beta-karotin vitaminleri ve selen. Pratik olarak bunun anlami: Gunde bes kere ufak porsiyonlar halinde meyve veya sebze, her gun zeytinyagi soslu salata ve yulaf ezmesi veya kepek ya da cavdar ekmegi yemektir. Selen kepek ve cavdarin disinda balikta da bulunur.