Olympiade 2020 Türkei!

günün fıkraları‏

Jim ile Mary akıl hastanesinde iki hastadır. Bir gün hastanenin yüzme havuzunun etrafında dolaşırken Jim aniden suya atlayıp en dibe batar. Bunu gören Mary hemen ardından atlar ve dibe kadar yüzüp Jim’i kurtarır. Tabii Mary’nin bu kahramanca davranışı hastanede olay olur. Bunu duyan başhekim de Mary’nin artık iyileştiğini düşünüp, hastaneden derhal taburcu edilmesi emrini verir. İşlemler yapılır, belgeler çıkartılır, Başhekim ayni gün Mary’nin yanına gider:
-Mary, sana bir iyi bir de kötü haberim var. İyi haberim, yaptığın kahramanca davranıştan ötürü anladık ki akli dengen tamamen yerinde ve böylece hastanemizden taburcu oluyorsun. Kötü habere gelince, kurtardığın hasta, Jim, intihar etmiş. Az önce odasının banyosunda kendisini asmış bulundu.
- Mary gayet sakin yanıt verir: “O intihar falan etmedi ki. Ben onu astım kurusun diye.
——————————-
Bir tımarhanede deliler ayaklanır ve binanın orta bahçesini işgal ederler. Hiçbiride dağılmaz. Bunun üzerine doktorlar toplanarak yönetmeliği açarlar ve aynısını uygulamaya karar verirler. Yönetmeliye göre bir doktoru çırılçıplak soyar delilerin içine atarlar. Doktor içeri girince * BOMBAAA * diye bağırır. Bunu gören deliler doktoru tuttukları gibi camdan dışarı atarlar. Bunun üzerine doktorlar tekrar toplanır ve konuşurlar. Bu işte bir yanlışlık vardır. Delilerin hepsinin dağılması gerekmektedir. Yeniden denerler. Bir doktoru daha soyup içeri atarlar ve oda * BOMBAAA * diye bağırır. Deliler onu da tuttukları gibi camdan dışarı atarlar. Başhekim en sonunda bir de ben deniyeyim der ve soyunup delilerin arasına girer ve * BOMBAAA * diye bağırır. Bunun üzerine bütün deliler kaçışır ve binayı ve orta bahçeyi terk ederler. Doktorlar merak eder ve biraz akıllı olanlarından toplayarak bu durumu sorarlar. Niçin siz ilk iki doktor girdiğinde binayı boşaltmadınız da son başhekim girdiğinde boşaltınız? derler. Delilerde “İlk giren iki bombanın fitili uzundu ama son giren bombanın fitili kısaydı zamanımız yoktu içerde patlamasın diye böyle yaptık” derler.
———————————–
Akıl hastanesinden iki deliyi salıvereceklermiş. Doktorlar kendi aralarında. “Bunlara son bir test yapalım da görelim akılları başlarına gelmiş mi ?”demişler. Bunun üzerine iki deliyi bir masa başına getirmişler. Masanın üzerine bir kavanoz dolusu siyah zeytin, bir kavanoz dolusu da canlı hamamböceği dökmüşler ve “Buyurun beyler, yiyiniz.” demişler. Delillerden bir tanesi hemen zeytinlere saldırmış,ötekisi araya girmiş,  ”Önce kaçanları yiyelim, öbürleri nasıl olsa duruyor!”
———————————-
İki deli hastaneden kaçmaya karar verirler gece olunca planı yapıp kaçarlar ve ertesi gün hastaneye tekrar dönerler arkadaşları sorar neden kaçtınızda tekrar geldiniz? Deliler cevap verir bugün provasını yaptık yarın kaçacağız derler…:))
————————————
Kendisini fare zannettiği için ailesi tarafından bir akıl hastanesine yatırılan adam, birkaç yıllık bir tedavinin ardından; iyice kendine gelmiş. Doktorlar, artık taburcu etmeyi düşündükleri hasta ile son bir görüşme yaparak,iyileştiğinden emin olmak istemişler. Adama sormuşlar:
-”Söyle bakalım; sen insan mısın, fare misin?” Adam gülümsemiş:
-”Doktor bey, o günleri geride bıraktım. Elbette ki ben bir insanım.” Doktorlar, içleri rahatlayarak:
-”Tamam o zaman, artık burada kalmana gerek kalmadı”, demişler ve çıkış belgelerini uzatmışlar. Birkaç dakika sonra, gruptaki doktorlardan biri bahçeye çıktığında, adamı bir ağacın arkasına saklanır halde görmüş. -”N’oldu yahu? Sıkılmadın mı buradan, çıksana, git özgürlüğün tadını çıkar!”
-”İyi de doktor bey, orada bir kedi var!”
-”Eee, ne olmuş kedi varsa; hani sen artık bir fare olmadığını biliyordun?”
-”Ya doktor bey, ben fare olmadığımı biliyorum da; kedi benim fare olmadığımı nereden bilecek?”

İlginç !

Ilginc,
insan egerki 10 lirayı sadaka verecek olsa bu miktari cok bulur ama 10 lira ile magazadan birsey almaya gitse alacak birsey bulamaz…


http://img216.imageshack.us/img216/9126/94228701zi6.jpg
Ilginc,
insan 10 dk zikir edecek olsa bu zamani cok bulur ama bir film veya mac olsa bir bucuk saatlik zaman onun icin hemen geciverir…



Ilginc,
bir futbol macinin uzamasi insanin hosuna gider ama Cuma namazinda hutbenin birkac dk uzamasi hic de hosuna gitmez…


http://img216.imageshack.us/img216/3600/26525887fk7.jpg
Ilginc,
İnsan duydugu dedikoduya hemen inanir ve kabullenir ama kesin dogru oldugunu bildigi birseyi inat ederek hemen kabullenmez…

http://img216.imageshack.us/img216/1053/47220338lk4.jpg

Ilginc,
insan camide bir saat ibadet ederek vakit gecirecek olsa onun icin zaman gecmek bilmez ama televizyona bakarken zaman onun icin cabucak gecer…

http://img216.imageshack.us/img216/3568/71256178iw2.jpg

Ilginc,
insan namaz kilarken,ibadet esnasinda dunyevi konulari dusunmeyi sever ama normalde Islamiyet’i dusunmekten kacinir…


http://img138.imageshack.us/img138/507/selimiyevy3ea4.jpg
Ilginc,
insana bir sureyi veya surenin anlamini okumak zor gelir ama bir ro mani okumak onun icin kolaydir…



Ilginc,
insan konserde ilk siralarda olmak icin caba sarfeder ama camide ilk siralarda olmak icin caba sarfetmez.

http://img210.imageshack.us/img210/5256/namazcemaatle4.jpg

Ilginc,
Aksine namazin sonunda hemen cikip gideyim diye son siralarda olmak ister

http://img210.imageshack.us/img210/9686/f1915194911konserkalababy0.jpg

Ilginc,
bir ayet ya da hadis ezberlemek insanin zoruna gider ama muzik listesi top 10′da olan sarkilarin hepsini ezbere bilir…

http://img205.imageshack.us/img205/439/spctop10starmystery440rf5.jpg

Ilginc,
insan ajandasinda bir dini toplanti icin zaman bulamaz ama dunyalik isler icin cok zaman bulur


http://img205.imageshack.us/img205/7641/b78mnhhgpwd1hbv6xfzqpqwo7.jpg
Ilginc,
insan Isla mi konulari dinlemeyi ve anlatmayi zor bulur ama dedikodulari dinlemeyi ve anlatmayi cok sever


http://img210.imageshack.us/img210/1281/flowerza0.jpg
Ilginc,
insan CENNET’e gitmeyi ister ama hicbir sey yapmadan…


http://img138.imageshack.us/img138/189/cennetms1.jpg
Ilginc,
insan hergun birilerinin olum haberini alir, ama yine de kendisinin de birgun olecegini dusunmez…


http://img210.imageshack.us/img210/4295/1172929842011kerimkabirpk9.jpg
Ilginc,
insan hergun birgun curuyecek vucudunu daha formda tutmak icin yediklerine dikkat eder, cildine bakim yaptirir ama asla curumeyen ruhu ve kurtulusu icin hic dikkat etmez…

Rabbimiz bizleri nefsimize uydurmasın ve nefsimizi terbiye edenlerden eylesin

Bu fotoğra çok şey anlatıyor

İsrail’in bağımsızlığını yeni ilan ettiği günler…

Yıl 1948… Aylardan Mayıs… İsrail’in bağımsızlığını yeni ilan ettiği günler…

Hava sıcak… İkrit köyünde yaşayan bir Filistinli, susayan İsrail askerine toprak testide soğuk su ikram ediyor. Filistinli köylünün kucağında ve yanında çocukları var. Birgün İsrail askerlerinin acımasızca katliam yapacağından, çocukları hedef alacağından habersiz, onun su içişini izliyorlar.

El bebek, öl bebek! El bebek, gül bebek büyümek onların da hakkı… Sokaklarda tıpış tıpış yürümek, koşturmak; top, saklambaç ve seksek oynamak onların da hakkı… Akşamleyin işten dönen babalarını kapıda karşılayıp boyunlarına sarılmak, bir öpücük karşılığında çikolata almak onların da hakkı… Ama İsrail bu hakkı çok görüyor Filistinli bebeklere… Bebeklerin biraz büyüyüp çocuk olmasına bile müsaade etmiyor İsrail askerleri… ‘Gül bebek’ değil, ‘Öl bebek’ diyorlar âdeta…

Alo, biraz dinlenip katliama devam edeceğiz! Gazze’yi yerle bir eden İsrail askerleri, onca katliamdan sonra yorulmuş! Şimdi dinlenme vakti… Dinlenirken de belki annelerini, babalarını, belki de kız arkadaşlarını arıyorlar: “Bizi merak etmeyin. Bugün çok katliam yaptık ve yorulduk! Şu anda dinleniyoruz. Birkaç saat sonra yeniden katliamlara başlayacağız!”

Bir derviş

Bir derviş bir kucak elmayla bayırlar aşan bir genç kıza rast gelmiş.
Derviş: nereye gidersin o kucağına doldurduğun da nedir? diye sormuş
Uzak bir tarlayı işaret ederek sevdiğim orda çalışıyor ona elma götürüyorum demiş kız.
Derviş kaç tane ? diye sormuş birden
Kız gayet sakin bir halde demiş ki :

- İnsan sevdiğine götürdüğü şeyi sayar mı hiç. . .

. . . . .Usulca koparmış derviş zikir çektiği elindeki tesbihini. . . .

Ölümün Komik Anları









































Artık hırsızlar da oyundan oyuna geçiyorlar besbelli….

Artık hırsızlar, olayı profesyonelliğe çevirmiş durumda, aman dikkat!!! Yaşanmış olaylardır…

1- Karı-koca gece evlerine döndüklerinde koridorda bir adamla karşılaşırlar. Bir anlık şaşkınlıktan sonra yabancı adam bayana dönerek ‘Madem bu geceyi kocanla geçirecektin niye beni çağırdın?’
diye hışımla sorar ve kızgınlıgını belirten baz hareketlerle evden bir anda çıkar. Tabi karı-koca bu olaya bir anlam veremez baslangıçta fakat erkek, karısına bu olaydan ötürü bir hayli kızar ve hatta onu boşayacağını söyler. Aradan bir kaç gün geçtikten sonra Karakol’a çağırılan karı-koca, yakalanan suçlu ile yüzleştirilir ve olayın aslında bir hırsızlık olduğu anlaşılır.

2- Yine BİR BAŞKA OLAYDA karı-koca evlerine döndüklerinde evin içinde bir yabancı görürler,bu kişi gayet şık bir takım elbise giymiş ve elinde telsiz olan birisidir. Karşılaşma anında yabancı, ev sahiplerine ‘Evinize hırsız girdiği yolunda Komşularınız tarafından ihbar aldık, ben sivil polisim, evi kontrol etmeye geldim’ der ve devam eder, ‘Beyefendi aşagıda sokağın köşesinde ekip otomuz var, vakit kaybetmeden siz ekip otosuna gidip şikayet dilekçesi doldurun.’ der ve erkek hızla aşağıya iner. Yabancı ‘Hanmefendi siz de ziynet esyası veya paranız varsa onlar kontrol edin’der, bayan hemen altınlarının bulunduğu yere gider ve sevinçle ‘neyse hala yerinde duruyorlar’ demesiyle; yabancı bayanın kafasına ağır bir şeyle vurur. Yabancı da bayanın çıkardığı yerden altın, para, v.s.leri alıp hemen kaçar. Koca ekip otosunu bulamayıp evine geldiğinde karısının baygın,altınları n da çalınmış olduğunu görür..

3- Özellikle bayan arkadaşlar dikkat insanlar taksiye bindiği zaman çantasını hemen yanına koyar ya… Bunu bilen uyanık taksiciler şöyle bir olay gercekleştiriyorlar. Bahsettiğim bayan yorgun argın bir
taksiye biniyor ve çantasını sağ yanına koyuyor. Bir nefesleniim falan derken şoföre gidecekleri istikameti söylüyor ve çantasından selpak almak üzere sağ yanına dönüyor ki çanta yok!! Önce bir aranıyor bakıyor yere, sağa-sola çanta yok!! Taksiciye söylüyor ‘çantam ile bindim fakat çantam şimdi yok çek kenara’ diye. Taksici gayet pişkin ‘ne bilim teyze ben senin çantanı, unutmuşsundur bir yerde, inmek mi istiyorsun’ diyor. Ama teyzem uyanık. ‘Hayir’ diyor’ devam et’. ‘Herhalde unuttum biryerde. İneceğim yerde ben sana evden paranı öderim’.. Yol üzerinde bir karakolun önünden geçerken, ışıklarda duruyorlar. (Teyzem o istikametten götürüyor çünkü taksiyi!) Tam
karakolun önünde açıyor teyzecim kapıyı memuru çağiırıyor. Taksiyi kenara çektirip bir çırpıda anlatıyor olayı. Meğer polisler bu olayı bilirmiş. Polis memuru taksiciye hemen ‘bagaji aç’ diyor. Bagajı bir açıyorlar ki bagajda bir adam!!!! Binen müşterinin sağ ve soltarafına bagajdan dogru,çcok özenle yapılmış,fark edilmeyen delikler açıyorlar ve hooop çekiyorlar cantayı bagaja!! Çanta çok büyükse çekemiyorsa içine dalıp cüzdanı telefonu falan alıyorlar! TAKSİDE BAGAJLARA dikkat! mutlaka bu notu çevrenizle paylaşın. susmayın.. sıra size gelmeden

Evli olan ve Evlenecekler icin: Gençliğin sırrı !!!

Evli olan ve Evlenecekler icin Ibretlik bir Kissa: Gençliğin sırrı !!!

Evvel Zaman içinde Memleketin Birinde 90 yaşlarında fakat çok dinç ve genç
görünümlü bir adam yaşarmış? Çevresinde bulunan herkes ona çok özenir ve
sorarlarmış ‘bu gençliğin sırrı nedir’ diye. İhtiyar delikanlı güler
geçermiş her soruldukça bu soruya.. Ama Sorular sık , soranlar çoğalınca
cevap vermek vacip olmuş sanki.

Düşünmüş nasıl anlatırım bu sırrımı kolayca herkese. Sonra karar vermiş
tüm meraklıları yemeğe davet etmeye evine.

“Bu davette size sırrımı açıklayacağım” demiş. Herkes merakla davete
gelmiş. Yemekler yenilmiş, içilmiş, sohbetler edilmiş vakit iyice
gecikmiş. Ama gençlik sırrı ile ilgili tek kelam edilmemiş. Herkes konu ne
zaman açılacak diye merek ederken Adamcağız huri gibi sevimli hanımına
seslenmiş:

-”Hatun, şu kilerde bir karpuz getirir misin bize sana zahmet!..” Hanım
hemen doğrulmuş kilere giderek kaş ile göz arasında gidip bir karpuz
getirmiş. Adamcağız şöyle eliyle bir vurmuş tık tık diye sonra da:

” Bu olmamış hanım, güzel çıkmayacak, başka getirir misin bir zahmet”
demiş. Hanım onu götürmüş bir tane daha getirmiş. Adam onu da bir yoklamış
yine beğenmemiş.

” Hanım sana yine zahmet olacak ama bu da olmamış başka bir tane getirir
misin ” demiş, Başka istemiş?. Bu böylece üç dört sefer daha tekrarlamış.

Neyse misafirleri ve de siz Aziz okuyucuları sıkmamak için !!! Dedemiz
beşincide karpuzu beğenmiş ve karpuz kesilmiş, misafirlere ikram edilmiş?.
Herkes karpuzunu afiyetle yerken bizim dedecik sormuş. “Eeee ?. Arkadaşlar
iste benim gençliğin sırrı burada anladınız
mı??

Herkes birbirinin yüzüne bakmış. Kimse bişey anlamamış..”Aman dede
demişler nerde? Anlamadık biz bu sırrı!” Dedecik gülmüş.”Efendiler” demiş
“O gördüğünüz karpuz kilerde bir tanecikti, tekti. Ben hanıma git de başka
getir dedikçe o kilere gidip geliyor aynı karpuzu getiriyordu. Bir kere
bile “aman be adam , deli misin nesin şu tek karpuzu ne taşıttırıyorsun
bana defalarca..” demedi.

Beni sizin önünüzde mahcup duruma düşürmedi. İşte ben bütün gençliğimi bu
hanımıma borçluyum. Biz birbirimizi hiç başkalarının önünde zor duruma
düşürmeyiz. Aile içindeki hiçbir şeyi dışarıya yansıtmayız. Hep
birbirimize destek olur, dert ortağı olur, yardım ederiz. Birbirimizle
ilgili olan problemleri yine birbirimize anlatırız. İyi kötü her olayı da
birlikte paylaşırız.’ demiş.

EĞER HALA SİZİNLEYSE

EĞER HÂLÂ SİZİNLEYSE…
ÇOK GÜZEL, PAYLAŞMADAN EDEMEDİM.


Hala sizinleyse!!!

1 yaşınızdayken
sizi elleriyle besledi ve yıkadı. Bütün gece ağlayıp onu uyutmayarak teşekkür ettiniz.

2 yaşınızdayken
size yürümeyi öğretti. Size seslendiğinde odadan kaçarak teşekkür ettiniz.

3 yasınızdayken size özenle yemekler hazırladı. Tabağınızı masanın altına dökerek teşekkür ettiniz.

4 yaşınızdayken
elinize rengârenk kalemler tutuşturdu. Evin bütün duvarlarına resim yaparak teşekkür ettiniz.
5 yaşınızdayken sizi cici kıyafetlerle süsledi. Gördüğünüz ilk çamur birikintisine atlayarak teşekkür ettiniz.

6 yaşınızdayken okula kadar sizinle yürüdü. Sokaklarda ‘GITMIYCEEEEEEEM’ diye ağlayarak teşekkür ettiniz.

7 yaşınızdayken size bir top hediye etti. Komşunun camini kırarak teşekkür ettiniz.

9 yaşınızdayken size dualar öğretti, siz her seferinde unutarak teşekkür ettiniz.

11 yaşınızdayken sizi arkadaşınızla sinemaya götürdü ‘Sen bizimle oturma’ diyerek teşekkür ettiniz.

12 yaşınızday ken zararlı TV programlarını seyretmenizi istemedi. O evde değilken hepsini izleyerek teşekkür ettiniz.

19 yaşınızdayken okul masraflarınızı karşıladı, sizi arabayla kampusa götürdü ve eşyalarınızı taşıdı.

Arkadaşlarınız alay etmesin diye kampus kapısında vedalaşarak teşekkür ettiniz.

21 yaşınızdayken iş hayati ve kariyerinizle ilgili size fikir vermek istedi. ‘Ben senin gibi olmayacağım’ diyerek teşekkür ettiniz.

22 yaşınızdayken kep giyme töreninizde size gururla sarıldı. Avrupa seyahati için para isteyerek teşekkür ettiniz.

25 yaşınızdayken düğün masraflarınızı karşıladı, sizin için hem mutlu oldu hem çok duygulandı. Siz dünyanın bir ucuna taşınarak teşekkür ettiniz.

30 yaşınızdayken bebek bakimi hakkında size akil vermek istedi. ‘Artik bu ilkel yöntemleri bırak’ diyerek teşekkür ettiniz.

40 yaşınızdayken sizi arayıp bir akrabanızın doğum gününü hatırlattı. ‘Anne işim başımdan aşkın’ diyerek teşekkür ettiniz.

50 yaşınızdayken o çok hastalandı, hafta sonunda onu görmeye gittiğinizde mutlu oldu.
Ona yaşlıların çocuk gibi nazlı olduğunu söyleyerek teşekkür ettiniz.

Derken bir gün….. o öldü.
O güne kadar onun için yapmadığınız ne varsa, o anda kalbinize bir yıldırım gibi duştu….

VE BİR HİKAYE:

‘Evin telefonu sabaha karşı üç buçukta çaldı. Uyku sersemi adam telefonu açtı.
Telefondaki ses annesine aitti.
Telaşlandı, korktu başlarına bir şey mi gelmişti?
Annesi ‘nasılsın oğlum iyi misin?’ diye sordu.
Oğlu şaşkın bir ifadeyle ‘iyiyim anne hayırdır bir şey mi oldu siz iyi
misiniz?’ dedi.


Annesi ‘biz iyiyiz bir şeyimiz yok sadece sesini duymak istedim’ dedi.
Oğlu da ‘anne bunun için mi aradın saat sabahın üçbuçuğu yarındau
konuşabilirdik’ diyince annesi de ‘rahatsız mı ettim oğlum?’ dedi.

Oğlu ‘evet anne rahatsız ettin’ diyince annesi

‘30 sene önce sen de beni bu
saate rahatsız etmiştin, doğum günün kutlu olsun’


EĞER HALA SİZİNLEYSE,

ŞİMDİ ONU HER ZAMANKİNDEN DAHA ÇOK SEVİN
VE HEMEN ARAYIP GÖNLÜNÜ ALIN!!..

Yabanci dilin önemi - 3 dakika Oku, en az 1 dakika düşünün

Birinci Dünya Savaşı’nda

İngilizlere,

150 bin askerimiz esir düştü.

Bu askerlerden bir kısmı da Mısır’ın

İskenderiye şehri yakınlarında bulunan Seydibeşir Usare Kampı’na

Hapsedildi.

********

Kampın tam adı,

‘Seydibeşir Kuveysna Osmani Useray-I Harbiye Kampı’ idi.

Bu kampta,

1918′de

Filistin Cephesinde esir düşen 16. Tümen’in 48. Alayı’na bağlı

Osmanlı Askerleri

Tutuluyordu.

********

12 Haziran 1920′ye kadar

Iki yıl boyunca

Her türlü işkence, eziyet, ağır hakaretler ve aşağılamaya maruz kaldılar.

********

İnsanlık dışı muamelenin nedeni ise Ermeniler idi…

********

Kamptaki, Türkçe bilen Ermeni tercümanların

Yalan yanlış çevirileri ve

kışkırtmaları nedeniyle,

kampların İngiliz komutanları,

azılı Türk Düşmanı haline

gelmişlerdi.

********

Savaş bitmişti.

Ancak,

Kamptaki ağır koşullar nedeniyle

ölenler dışındaki askerleri

Teslim etmek,

İngilizlerin işine

Gelmiyordu.

Çünkü,

olası yeni bir savaşta,

Bu askerlerin

Yeniden karşılarına çıkabilecekleri, Ermeniler tarafından,

İngilizlerin beyinlerine işlenmişti.

********

Çözüm

Toplu katliamdı…

Askerlerimiz,

Mikrop kırma bahanesiyle,

süngü zoruyla

Dezenfekte havuzlarına sokuldu.

Ancak;

Suya normalin çok üzerinde

‘krizol’ maddesi

katılmıştı..

Mehmetçik,

Suya daha ayağını soktuğunda,

aşırı krizol maddesi nedeniyle haşlanıyordu.

Ancak,

İngiliz Askerleri,

dipçik darbeleri ile askerlerimizin havuzdan çıkmalarına izin vermiyorlardı.

Mehmetçikler,

Bellerine kadar gelen suya başlarını sokmak istemediler.

Ancak,

Bu kez İngilizler havaya

(başlarının üzerine)

ateş etmeye başladı.

Askerlerimiz,

ölmemek için,

çömelerek  başlarını suya soktular.

Ancak,

başını Sudan kaldıran artık göremiyordu.

Çünkü gözleri yanmıştı…

********

Dışarı çıkanların halini gören

sıradaki askerlerimizin direnişleri de fayda etmedi

Ve 15 000 (15 bin) askerimiz

kör oldu.

Bu vahşet,

25 Mayıs 1921 tarihinde

TBMM.’ de  görüşüldü.

Milletvekilleri Faik ve Şeref Beyler

Bir önerge vererek,

Mısır’da esirlerin

Krizol banyosuna sokularak,

15 bin vatan evladının gözlerinin kör edildiğini,

Bunun faili  olan

İngiliz doktor,

Garnizon Komutanı ve

Askerlerin

cezalandırılması için,

TBMM’ nin teşebbüse geçmesini istediler.

********

Ancak,

Yeni kurulan devletin bin türlü derdi vardı.

Ağır sorunlarla uğraşan TBMM’ de

Bu hesap sorma işi

Unutuldu gitti.

Ama onlar

Unutmuyorlar…

Kendi ihanetlerini bile

soykırım ambalajına sarıp,

dünya kamuoyuna

Sunuyorlar.

En üzücü olanı da

Malum birilerinin,

Bu karalama kampanyalarına

çanak tutması…

********

ERMELİLER SOYKIRIM YAPILDI DİYE DÜNYAYI AYAĞA KALDIRIYOR.

BİZİM

TARİHİMİZDEN HABERİMİZ YOK.!!!

1 saatlik dost Bir Saatlik Dost (Yaşanmış bir hikaye)

Hızlı bir çalışma temposunun ardından saatin beş olduğunu Kat nöbetini devretmeye gelen hemşire arkadaşlar sayesinde fark etmiştik. Yoğun bir servisti çalıştığım servis, çocuk servisleri hastanelerin en yoğun ve gürültülü olan servisleridir. Artık günün yoğunluğu geçmiş servis sessiz bir hal almıştı aksam tedavilerini henüz bitirmiş ofiste çay içmeye gitme telaşındaydım Çünkü o günün ilk çayını içme fırsatı yakaladım diye kendi kendime düşünüyordum. Kep dağılmış saç baş karışmış yorgun bitkin bir haldeydim tedavi odasından çıktığımda. Aynada kendimi tanıyamadım.

Ofise geldiğimde hemşire odasının telefonu çalıyordu. Oturduğum yerden büyük bir güçlükle ayağa kalktım ve telefona gittim karşıdaki ses acilde trafik yaralılarının olduğunu içlerinde Çocuklarında bulunduğunu, damar bulamadıklarından dolayı acile yardıma gelmemi söylüyordu. Tüm yorgunluğumu unutmuş hızla acil servisine yönelmiştim ki diğer telefonda nöbetçi hekimin nöbetçi beyin cerrahı hekimiyle gelip gelmeme konusundaki tartışmasını duydum. Nöbetçi hekimin sesi ortalığı çınlatıyordu:

— Ne yapalım? Bırakalım ölsün mü bu insanlar? Gelmek zorundasınız!

- …

— Gittiğiniz davet beni ilgilendirmez! Nöbet değiştirseydiniz Çok önemli bir davetti madem.

-…

— Siz Hipokrat yemini etmediniz mi?

Konuşma böyle sürüp giderken gelen asansöre binerek koşarak acil servisine gittim.Her yer kan revan içinde ağlayan koşuşturan yakınını bulmaya çalışan bir yığın insan vardı.Bu kalabalıkta sağlıklı bir iş nasıl yapılırdı bilmiyordum ama her kez elinden geleni birilerine bakma gayretini gösteriyordu.

Acil serviste yatak kalmamış sedyelere insanlar yatırılıp ilk müdahale yapılıncaya kadar bekletiliyor yetersiz kalan personel yerine hastaları yukarı sevk edilen servise aileleri çıkartıyordu. Onca kazazede içinde başında kimsesi olmayan ama durumu da oldukça ağır 15–17 yaş arası bir genç vardı gerekli müdahalesi yapılmış fakat sevk edildiği beyin cerrahi hekimi henüz görev yerine gelmediği için orada bekletiliyordu.

Kendime ait serum ve tedavileri uyguladıktan sonra o çocuğun başına giderek ilgilenmeye çalıştım şuuru yerindeydi konuştuklarımı anlıyor fakat cevap veremiyordu son anlarını yaşadığını görüyor ve yalnız olduğu için korkunç derecede üzülüyordum onu orada yalnız bırakamıyordum. Zaten ben onunla ilgilenirken acil servis boşalmış, tüm hastalar gerekli servislere dağıtılmıştı. Ellerimi sımsıkı tutuyordu, bırakma dercesine gözlerinden yaşlar süzüldükçe kendimi ben de tutamaz hale gelmiştim, eğildim yanaklarından öptüm. “Bırakmayacağım seni sakin ol, Üzülme sakin” diyordum hiç tanımadığım, daha önce hiç görmediğim bu insana anlatılmaz bir yakınlık hissediyor, sanki onun acısının aynısını çekiyordum. Çok acı çekiyordu hem yalnızlığından hem de geçirmiş olduğu beyin travmasından. Ne kadar süre daha onunla kaldığımı hatırlamıyorum. Avucumu bırakmasıyla kendime geldim. O artık aramızda değildi, bu dünyayı terk etmişti ve ben gelmeyen doktoru suçluyor içimden Lanetler yağdırıyordum.

Derken beyin cerrahı hekim gelmişti. Hastanın daha doğrusu ex (Ölmüş) gencin üzerindeki çarşafı almamı söyledi. Çarşafı kaldırdığımda doktorun hiç bir şey söyleme fırsatı olmadan yere düştüğünü gördüm. Ne olduğunu anlamaya çalışıyordum. Yemekli bir davetten gelmişti. Acaba çok mu sarhoştu ya da kalp krizimi geçiriyordu diye düşünürken diğer hekim arkadaşları olaya müdahale etmişlerdi bile. Ölen o gencecik insanin babasıydı bu doktor ve kendi evladının tedavisi için çok geç kalmıştı ne yazık ki. Kötü günde oğlunun acısıyla felç geçirmiş ve görevine yeniden dönememişti.

Seni yeniden andım KEREM ruhun şad olsun hayattaki bir saatlik dost bana yıllardır yaşattığın tecrübeyle dost kalan dost. 1986

MUTLAKA 2-3 Ayda bir bu yazıyı okurum ben. Size de tavsiye ediyorum.

Dostluk her gün 2-3 kere telefonla konuşmak değildir…

Dostluk yapılması gereğine inanılan telefon görüşmeleri sırasında diğer insanların dedikodusunu yaparak karşılıklı bir şeyler paylaşıldığını zannetmek değildir…

Dostluk; dost bildiğin kişinin en ince detaylarını bilme ihtiyacı ve gereği değildir… Dostluk; dost bildiğin kişinin senin en karışık detaylarını bilmesi gerektiği de değildir…

Dostluk her hafta 3-5 kere görüşmek değildir…

1 ay, 1 sene, 5sene seni aramayan, senin de aramadığın bir insani birdenbire arayıp, dertleşmek, hatır sormak istersen ve o insan da seni Geri Çevirmez ve sanki daha az Önce konuşmuşsun gibi kaldığınız yerden konuşmaya devam ederse, ve daha da Önemlisi bu 1 ay, 1 sene, 5 sene ayrılığa rağmen bu insanin başı gerçekten sıkıştığında yardımına koşacak ilk insanlardan biriysen, ve ayni şekilde onun da Öyle olduğunu biliyorsan EMINOL Kİ O kişi senin DOSTUNDUR… Sen de O’nun…

” Her tür ilişki avuç içinde duran kum taneleri gibidir. Avucumuzu sıkmadan, gevşekçe tutarsak, kum taneleri kaymaz, durur. Avucumuzu kapatıp, sıkmaya başladığımız an kum taneleri parmaklarımızın arasından akmaya baslar. Bir kısmını tutmayı başarsanız da, Çoğu akıp gider. İlişkiler de böyledir. Esneklik varsa, diğer insana saygı duyuluyor ve özgürlük tanınıyorsa ilişkiler bozulmaz. Ama diğer insanı Çok bunaltırsanız ilişki de yavaş yavaş bozulur ve biter. Hayatta pek Çok insanla karsılaşırsın Ama sadece gerçek dostlar senin kalbinde bir iz bırakır.”

GERÇEK DOSTLARINIZI BULUP HİÇ KAYBETMEMENIZ DİLEĞİYLE!!!

İnsan İlişkilerinde Bir Zehir: Önyargı

Özürlü 8 çocuğu olan ve frengi hastası hamile bir kadına rastlasaydınız,
ona kürtaj olmasını tavsiye eder miydiniz?

Bu sorunun yanıtını vermeden önce aşağıdaki soruyu okuyun.

Şimdi bir dünya lideri seçme zamanı ve sizin oyunuz da sonucu etkileyecek.
İşte 3 aday hakkındaki gerçekler:

1. aday: Sahtekar siyasetçilerle işbirliği içinde ve falcılara danışıyor.
İki metresi olmuş. Paket paket sigara ve günde 8 ile 10 bardak Martini
içiyor.

2. aday: İki kere işten atılmış, öğlene kadar uyuyor. Üniversitedeyken
uyuşturucu kullanmış ve her gece 1 litre viski içiyor.

3. aday: Madalya almış bir savaş kahramanı. Vejetaryen, sigara içmiyor.
Nadiren bira içiyor ve evlilik dışı hiçbir ilişkisi olmamış.

Tercihiniz bu adaylardan hangisi olurdu? Önce karar verin. Kopya çekmek
yok. Daha sonra aşağıdaki yanıta bakın!
………..
…………
………..
………..
………..
………..
………..
………..
………..
………..
………..
………..

1. aday: Franklin D. Rooseveltt
2. aday: Winston Churchill
3. aday: Adolf Hitler

Ve bu arada… Kürtaj sorusuna eğer evet dediyseniz,
BEETHOVEN’I ÖLDÜRDÜNÜZ!

Bütün erkekler aynıdır! Temel dışında…:)

Newyork da ikiz kuleler yıkılmadan önce bi adamla bi kadın kulelerin tepesinde akşam yemeği yiyorlarmış. Romantik bi yer, ortam süper, newyork acaip güzel, kemancılar,yemek…herşey süper… kadın mest…başlamışlar muhabbete..adam konuştukça kadın hayran,adam konuştukça kadın hayran..adam en sonunda mevzuyu yatağa getirmiş),,
-Yatalım mı?? demiş..
Kadın, birden ayağa kalkmış;
-Lanet olsun size, bütün erkekler aynısınız..aklınız fikriniz yatakta..
deyip kendini camdan aşağıya atmış..
65. katta bi ingiliz camı açmış hava alıyor..bi bakmış ki kadın düşüyor..kadını belinden yakalamış..;
-Napıyosun?? demiş..
Kadın ağlamaklı;
-Yaşamak istemiyorum.. demiş..
İngiliz;
-Olur mu hiç, hayat güzel, bak, seninle londra ya gideriz..
Kadın;
-eee sonra? demiş..
İngiliz;
-orda benim şatom war
- eeee sonra??
-Atlara bin eriz,av partilerine katılırız..
-eee, sonra?
demiş kadın.
İngiliz;
-en güzel viskileri içeriz
-eee, sonra?? demiş kadın..
-Şöminemizin karşısına geçeriz..
-eee, sonra??
- sonra da yatarız .. demiş ingiliz..
Kadın yeniden ağlamaya başlamış;
-Allah kahretsin, bütün erkekler aynısınız,lanet olsun, aklınız fikriniz yatakta.. demiş ve atmış kendini camdan aşağı)
45. katta bi fransız balkonda hava alıyor.. bi bakmış kadının biri düşüyor, hemen kadını belinden yakalamış;
-Napıyosun? demiş..
Kadın ağlamaklı;
-nefret ediyorum,yaşamak istemiyorum,hayat çok kötü.. demiş..
Fransız;
-olur mu..hayat çok güzel..seninle paris e gideriz..
-eee, sonra??
demiş kadın..
-kafelerde otururuz..
-ee, sonra?? demiş kadın..
-şanzelizede otururuz..
-ee, sonra?? demiş kadın..
-en güzel yemekleri yeriz..en güzel şarapları içeriz..
-eee, sonra??
-sonra, müzeleri gezeriz,elele tutuşup eyfel e çıkarız..
-eee,sonra?? demiş kadın..
-ordan benim çiftliğime geçeriz..
-eee,sonra??
-yıllanmış bi şarap açarız..
-eee,sonra??
-şarabımızı içeriz..
-ee, sonra??
-sonra da yatarız.. demiş fransız..)
kadın yine ağlamaya başlamış;
-lanet olsun size..bütün erkekler aynısınız,aklınız fikriniz yatakta.. deyip kendini tekrar camdan aşağıya atmış…
18.katta Temel balkonda hava alıyor)…bi bakmış kadının biri düşüyor..yakalamış belinden hemen;
- ne ediysun?? demiş..
kadın ağlamaklı;
-yaşamak istemiyorum.. demiş..
temel;
-olur mu, hayat çok güzel daa.. demiş..
-seninle rize ye gideriz..
-ee, sonra??
-ee, çay toplaruk..
-ee, sonra??
-yaylaya çıkaruk..
-ee, sonra??
-ee, horon teperuk..
-ee,sonra??
-baktuk sıkılduk,deniz kenarına ineruk..
-ee,sonra??
-denize açıluruk..
-ee,sonra??
-ee, hamsi tutaruk..
–ee, sonra??
-hamsi tava yeruk..
-ee,sonra??
-hamsi buğlama yeruk..
-ee,sonra?
-hamsikoli yeruk..
-ee,sonra??
-hamsili pilav yeruk..
-ee,sonra?
-hamsi çorbası içeruk..
-ee,sonra??
-hamsi reçelu yeruk..
-ee,sonra??
-hamsili ekmek yeruk…
-ee,sonra??
-hamsi çorbası içeruk..
- eeee, demiş, yani yatmıycak mıyız?? demiş kadın…
Temel kadına bakmış;
-Orispuuu..
demiş, atmış onu aşağıya

Bakana Ugur Getirirmis..))

Resimde biraz bekle ve yağmurun yağısını seyret…… Sonra devam et.

Umarım resim sana ulaştığında sular akıyordur.

Bu bir Thomas-Kinkade-Tablosu. Soylentilere gore bakana ugur getirirmis!

Bu hikaye kuru fasulyeye bayılan bir adamın yaşanmış Hikayesi.Superrr

Birgün bir kıza aşık olmuş. Evlenmeleri kesinleştiğinde ‘karım benim bu
halime katlanamaz’ deyip fasulye yemekten vazgeçmiş.
Evlendikten bir kaç ay sonra işten eve gelirken yolda arabası arızalanmış. Kasabada yaşadıkları için evi arayıp yürümek zorunda olduğunu ve geç gelebileceğini söyleyip telefonu kapatmış.
Yolun üzerinde bulunan bir cafe’nin yanından geçerken fırında fasulye kokusu etrafını sarmış.


Yolunun uzun olduğunu ve fasulye yese bile etkisinin eve varıncaya kadar
geçeceğini düşünmüş. içeri girmiş çıkana kadar üç büyük porsiyon yemiş.

Tüm yol boyunca ‘pit-put’ ata ata eve gelmiş. Karısı onu kapıda karşılamış ve heyecanla ’sevgilim sana akşam yemeğine en güzel sürprizi hazırladım’ demiş ve gözlerini bağlamış. Adamı masanın başına oturtup bandı açmaması için söz almış.
Bu sırada adam içinden bir tane daha geldiğini farketmiş. Tam karısı gözündeki bandı çıkaracakmış ki telefon çalmış.

Kadın gidip telefona bakmış. Karısı gittiği için adam fırsat bu fırsat deyip ağırlığını bir bacağına verip salmış. Sadece gürültülü çıktığı ile kalmamış, bozuk yumurta gibi de kokmuş. Adam bir süre nefes alma zorluğu çekmiş ve etrafındaki havayı dağıtmak için peçeteyi kullanmış. Tam rahatladım derken yeni bir tane daha gelmiş. Ayağını kaldırıp ‘rriiiipppp’ diye salmış. Bu seferki hakikaten kocaman bir şeymiş. Camlar zıngırdayıp, masadaki tabaklar yerinden oynamış ve bir dakika sonra masadaki çiçekler solmuş. Karısının hala telefonla konuşup konuşmadığına kulak kabartmış
ve söz verdiği üzere gözündeki bandı hiç çıkarmamış.

Neyse ki karısı konuşmaya devam ediyormuş.

Adam on dakika boyunca hep böyle salıp peçeteyle kokuyu uzaklaştırmış.

Telefondaki ‘bye-bye’ lardan konuşmanın bitmeye yakın olduğunu anlayınca peçeteyi düzgün bir şekilde dürüp kucağına bırakmış ve ellerini üzerine koymuş.

Karısı geri döndüğünde tam bir masumiyet tablosu çizip memnun bir şekilde gülümsüyormuş. Karısı uzun konuşmadan ötürü özür dilemiş ve gözündeki bandı açıp açmadığını sormuş. Açmadığına dair söz alınca ’sürpriz’ diye haykırmış ve adamın gözlerini açmış..

Adam dehşetle doğum günü partisi için masanın etrafına oturmuş olan oniki kişiyi görmüş.