diyanet vakfi tarafindan cikarilan “yaşayan hurafeler” isimli kitaptan

*zifaf gecesi gelin ve damat sabunla yıkanırsa, sabun acı olduğundan, sonra, aralarına acı ve ayrılık girer..

*Cenaze yıkanırken teneşirin altına dökülen su, bir şişeye doldurulup habersiz sarhoşa içirilirse, sarhoş içkiyi bırakır.

*.dişi ağrıyan bir kişi mezarlığa gider, bir mezartasini ısırır ve ardına bakmadan geri gelirse, diş ağrısı kesilir..

*.çocuk fıtıkla doğarsa, kilodu cali ağacının bir dali yarılarak arasından geçirilirse fıtığı iyileşir.

*.kısa boylu kadın uğursuzdur.aybasili kadın, bir bostandan geçerse sebzeleri kurutur.. hamileyken yumurta yiyen kadının çocuğu yaramaz olur.

*.gelin, eve ilk geldiğinde kaynanasının iki bacağından içeri girerse hayati boyunca saygılı olur.

*.çocuk dünyaya geldikten sonra yıkanıp tuzlanır ve sofraalti bezine sarılırsa tok gözlü olur. Yeni doğan çocuk, bayram günü dişi essege bindirilip kup etrafında dolaştırılırsa ömrü mutlu geçer.

*.bir evden ölü çıkarsa , o evdeki su kapları boşaltılmazsa, Azrail tüm sulara elini değdiği için biri daha ölebilir.. ölü yıkandıktan sonra kazan çevrilmezse bir ölü daha olur

*.bazı türbelerin toprağından çıkan solucanları yiyen kadınların kısırlığı geçer.ilk çocuğun erkek olmasını istiyorsanız yatağa bir erkek çocuk yatırılır.
*.sünnet olan cucugun fazlalığı cami avlusuna bırakılırsa, o çocuk dindar olur

*sürekli ağlayan çocukların kafası hafifçe bir camiinin dört duvarına vurulursa ağlaması şıp diye kesilir.

*.nikah yapılırken tavana ve tabana bıçak saplanırsa o yuva kötülüklerden korunur

*.gerdek gecesi basarasiz olan damat mezarlıkta dolaştırılırsa iyi motive olur.. zifaf yatsı namazından sonra daha hayırlı olur..

*.evde kalmış kızlar türbeye gidip “kilit açma” talimleri yaparsa, hemen kısmeti çıkar.

Niçin tespih çekiyoruz ?

Boncuk, kemik, taş gibi küçük parçaların bir ipe dizilmesi insanlık tarihi kadar eskidir. İlk insanlar avladıkları avın parçalarını ip benzeri şeylere dizer, bir sonraki avda başarı getirmesi için üzerlerine takarlardı. Daha sonraları bu tip takılar kötülüklerden ve düşmanlardan koruması için savaşlarda da takılmaya başlandı. Bugün bile bazı taşların özel uğurlar getirdiklerine inananlar vardır.

Boncukların dini amaçla ve duaları saymada kullanılmasına ilk olarak Hindistan’da, Hindu inanışında rastlanıyor. Tespihin ataları Hindistan’dan doğuya, sonra Ortadoğu’ya, en sonunda da Avrupa’ya yayılıyor. Tespihin kullanış amacı Müslümanlık, Hıristiyanlık (Katolik), Hinduizm ve Budizm’de aynı olup hepsinde de duaları ve dualar arası bölümleri saymada kullanılır.

Tespihin İslam dünyasında ne zamandan beri kullanıldığı kesin olarak belli değildir. Hz. Muhammed’in tespih taşıdığına dair bir kayıt yoktur. Hatta belki Osman Gazi, belki de Fatih Sultan Mehmet’de tespih kullanmadılar. Arşivlerde tespih ile ilgili bilgilere ancak 16. yüzyılın sonlarına doğru rastlanmaktadır.

Ne var ki, Hz. Muhammed zamanında namaz ve dua sırasında hurma çekirdeği veya çakıl taşı kullanıldığı bazı hadislerden anlaşılmaktadır. İslam’da Peygamber’in namaz kılarken sünneti olan ‘Sübhanallah, Elhamdülillah ve Allahüekber’ kelimelerini 33′er defa tekrarlamanın hangi tarihte başlayıp, yayıldığı da bilinmiyor.

Yüce Yaratıcı’ya 99 ayrı isim veren İslami anlayış, onu anarken, her isim için bir işaret olmak üzere ipe dizdiği bu 99 taneli şeye de ‘tespih’ adını vermiştir. Çeşitli malzemelerden yapılan tespihteki tane sayısı 33, 99, 500 veya 1000 olabilir.

500 ve 1000′lik tespihler daha ziyade tekkeler ve dergahlarda zikr için kullanılırlardı. Tekke şeyhleri, hastaları veya bir muradı olanları, iyileşmeleri veya muratlarının olması için bu tespihlerin içinden geçirirlerdi.

Tespih çekmek, tespih tanelerini birer birer işaret parmağı ile baş parmak arasından geçirmektir. Ancak günümüzde tespihi bir oyuncak veya el alışkanlığı olarak kullananlara, sallayarak veya çeşitli figürler meydana getirerek dolaşanlara, hatta tuttukları futbol takımının renklerine göre yapılmış tespihleri çekenlere sıkça rastlanmaktadır.

Aslında tespih çekmek din adamlarına özgü bir davranışmış gibi algılanır ama halk arasında da neredeyse bir alışkanlık haline gelmiştir. Tespih çekmenin daha çok kırsal kesimlerde yaygın olmasının nedeninin tespihin boş elleri meşgul edebilme özelliği olduğu ileri sürülüyor. Sıcak aylan tarımsal çalışma ile geçiren, sürekli ellerini kullanmaya alışmış kişilerin kış aylarında bu boşluğu tespihle doldurduklarına inanılıyor.

Günümüz biliminin tespih çekme alışkanlığına bakış açısı biraz değişik. Bilim insanları, beynimizin, çalışma yaşamının güçlükleriyle, sorunlar, endişeler ve korkularla sürekli baskı altında tutulduğunu, bunun sonucunda sinir hücrelerinin aşırı yorulup yıprandığını ve beynimizi rahatlatmak, onu özgür bırakmak, dikkatimizi başka tarafa yöneltmek için tespih çekmenin çok etkili ve faydalı olduğunu söylüyorlar.

Sende O’na el aç

Senin ak alnından gök gözlerinden
Önce dallar sonra yapraklar öpsün.
Eğilsin yıldızlar tutsun elinden
Gecelerden sonra şafaklar öpsün.

Aşk diyorlar en mukaddes hayale
Ve sen de düşesin o sonsuz hale
Hazdan dudakların olsun bir lale
Güller, karanfiller, zambaklar öpsün.

Sende kemal bulmuş renk, şekil, biçim
Yaşamanın öz suyusun bir içim
Olanca suların sağlığı için
Seni her gün göller, ırmaklar öpsün.

Kumral saçlarında nisan yağmuru
Yazın ak yüzünden gölgenin moru
Ağzından en serin, hem de en duru
Kayalardan akan kaynaklar öpsün.

Çimenler okşasın ayaklarını
Çiçekler koklasın parmaklarını
Ben öpmeden önce yanaklarını
Varsın teller, tüller, duvaklar öpsün.

Kıskançlık çakılı kazıktır serde
Bölünsün bu rüya en tatlı yerde
Seni canlı kullar öpmesinler de
Kefenler sarılsın, topraklar öpsün

İnsan ölüm anında ne hisseder

İskoçya’daki Caledonian Üniversitesi’nden psikolog Cynthia McVey, ölümün eşiğinden dönenlerle görüştü, insanın ölürken neler hissettiğini derledi. Ünlü bilim dergisi New Scientist ölüm anlarında neler yaşandığını yayınladı. İşte “o” anlar:

BOĞULMA: Kişi ilk anda büyük panik yaşıyor. Nefesini tutuyor. Ardından su ciğerlerine doldukça yanma ve yırtılma hissi duyuyor. Son olarak hissettiği şey ise sakinlik ve dinginlik oluyor. Oksijen alamadığı için bilinci kapanıyor, ardından ölüyor.

YANMA: Çok şiddetli acıya yol açıyor. Sinir uçlarının yanması ise bu acı hissini bir süre sonra ortadan kaldırıyor. Ardından kişi biraz his kaybına uğruyor. Yanarak ölen kişilerdeki asıl ölüm nedeni çoğunlukla zehirli gazların solunması ve nefessizlik oluyor.

KAFANIN KOPMASI: Beyin, kafa koptuktan sonra saniyelerce fonksiyonlarını sürdürüyor. Fransa’daki raporlara göre 18′inci yüzyılda giyotinli idamlarda kopan kafada 30 saniye kadar yüz mimikleri görülüyordu.

YÜKSEKTEN DÜŞME: ABD’deki Golden Gate Köprüsü’nden atlayan 100 kurbanın, akciğerin iflas etmesi, kalbin patlaması ve kırık kaburgaların iç organlara zarar vermesi sonucu öldüğü ortaya çıktı.

ELEKTRİĞE KAPILMA: Akıma kapılma, kalbi durdurabiliyor. 10 saniye sonra bilinç kapanıyor. Ancak elektrikli sandalyede idam edilen mahkumların ölüm nedeni beynin aşırı ısınması ya da boğulma oluyor.

KAN KAYBI: 1.5 litre kan kaybeden kişi kendini halsiz, susamış ve korkmuş hissediyor. 2 litrede ise bilinç kaybı başlıyor.

DEKOMPRESYON: Ani basınç kayıplarından kurtulanlar, göğsüne vurulmuş gibi ani bir acı yaşadıklarını anlatıyor. 15 saniyeden az süre içinde de bilinç kaybı yaşanıyor.

KALP KRİZİ: Kalbin normal ritminin bozulması, kalp atışlarını durduruyor. Bilinç kapanıyor ve ölüm gerçekleşiyor.

ASILMA: Yağlı urganla asılarak boğulma 10 saniye içinde bilinç kaybına yol açıyor.

ZEHİRLİ İĞNE: Doğrudan kalbi durduruyor. Yanma ve büyük acı hissediliyor.

Yazı dışı not: Tabiki bir müslüman imanlı ölündüğü halde bu acıların çok daha hafif hissedileceği bilir.

EN GÜZEL AŞK HİKAYESİ…

Dünyanın, yasanmış en güzel aşk hikayesi bu..
Ne Leyla diyecegim size ne de Mecnun, Ferhad, Romeo vs. vs..

En güzel aşk hikayesi Efendimiz sallALLAHu aleyhi vesellem ile
Hatice Validemiz’in hikayesidir..

Sanır mısınız ki Leyla ile Mecnun evlenseydi, ya da
digerleri..Aşklar dillere destan olur, günümüze kadar ulaşırdı?

Hayır tabii ki!

Belki bir kaç sene sonra bitecekti.. Yaşanmadığından,
kavuşulmadığından hep bunlar

Ama siz bir bakın efendimizle, Hatice Validemiz’in aşkına ALLAH
için!

Bu, yaşanmış hem de uzun yıllar boyu yaşanmış bir aşk..

Ahla kissat hub fil alem

Mekke fethinin ilk günü, o karışıklık, o heyecan esnasında Efendimiz
yaslı bir hanımla karşılasıyor, O’nun yanına gelmesini önlemek
isteyenlere “Bırakın” diyor gelsin..

Sırtından abayasını çıkarıp, hanımın altına seriyor ve birlikte
oturup 1 saat kadar sohbet ediyorlar..

Aise Validemiz merak ediyor ve sonrasında;

“Kimdi o? Neler konuştunuz?” soruyor..

Cevaba bakar mısınız;

” O, Hatice’nin arkadaşı idi, eski günleri yad ettik”

Hatice Validemiz vefat etmiş, aradan yıllar geçmiş, vefayı,
sevgiyi, özlemi görüyor musunuz?

Ve o hengamede..

Ve Hatice Validemiz’e bakın;

Yaşı 55..
Efendimiz o sıra Hira mağarasında, nübüvvetten evvel ibadette..

Her gün O en sevgili’ye yiyecek taşıyor! Her gün gidiyor ve O’nunla
biraz oturuyor..

Hira Magarasını bilir misiniz siz? Ne kadar yüksektir ve çıkması ne
kadar zordur? Bugün gençler bile çıkarken ter içinde kalırlar, çok
yorulurlar..

Yaşı 55 Hatice Validemizin ve her gün Habibini görmeye gidiyor!

Yine bakınız ki o asil hanıma, Efendimiz’den daha yaşlı oldugu için
O’na üstüne evlenmesini teklif ediyor!

Düşünebiliyor musunuz?

O’nu öylesine seviyor ki, sadece O’nu mutlu edeceğini düşündüğü için
“Evlen” diyor!Ama O, reddediyor, asla O’nu incitmek istemiyor..

Hanım’a bakın! Ve sevgisine..

Yine ilk vahiy geldiğinde O’na nasıl destek olduğuna, yüreğini,
malını, canını nasıl serdiğine bakın..

Ve Efendimiz’in yüreğindeki Hatice Validemizin yerini düşünün, cok
hadislerde geçer..

Yine Validemiz’in vefatından çok uzun yıllar sonra kız kardesi Hale
Efendimiz’in evine gelir ve kapıyı çalar..

Öylesine heyecanlanır ki O, kapıya koşar, eli ayağı dolaşır..
“Neden” derler..

“Hatice’nin calışı bu” buyururlar..Ve “Sanırım Hale’dir gelen”
derler..

En güzel Aşk hikayesi budur!

Yasanmış ama eskimemis, yepyenidir..

SallALLAHu aleyhi ve sellem..

Bizlerin muhterem Validemiz’den alacağı cok dersler var..

O’na, Onlar’a benzeyenlere selam olsun..